TAKİP ET

Türkiye Suriye değil ama…

Meslektaşım Günal Kurşun, Today’s Zaman’daki son yazısına bir arkadaşının kendisine yönelttiği bir soruyla başlamış: “Türkiye, Suriye gibi olur mu?” Ben de Türkiye’den ve bölgeden gelen haberleri anlamaya çalışan Hollanda’daki insanlardan sürekli olarak aynı soruyu duyuyorum.

Dürüst olmak gerekirse, yakın zamana kadar, bunun biraz aptalca bir soru olduğunu düşünüyordum. Sorunun Türkiye’de ve Suriye’de olanlar hakkındaki ciddi endişelerden kaynaklandığı şüphesizdi. Fakat, Suriye’de yaşanan son yılların en kanlı iç savaşı ile Türkiye’de devlet ve Kürtler arasında yeniden alevlenen çatışma arasında kıyaslama anlamsız, diyordum. Bu kıyaslamanın, Suriye’deki muazzam trajedinin hafife alınmasına ve Türkiye’deki durumu analiz ederken erken sonuçlara varılmasına neden olduğu kanaatindeydim.

Bununla birlikte, Cizre’den gelen fotoğrafları gördükten ve oraya giden gazetecilerin haberlerini okuduktan sonra, kabul etmeliyim ki, ilk kez bu kıyaslamanın artık gerçeklikten tümüyle uzak olmadığını düşündüm. Eğer geçen hafta Cizre’de olanlar, Türk devletinin ve radikal Kürt milliyetçilerinin gelecek haftalar ve aylarda yaşanacak karşılıklı saldırılarının habercisiyse, Türkiye ve Suriye arasındaki büyük uçurum yavaşça, fakat kaçınılmaz bir şekilde küçülecektir.

Sekiz günlük sokağa çıkma yasağının ve ağır çatışmaların ardından Cizre’deki yıkıma bakıldığında, manzarayı, 2011’de Suriye’deki savaşın başlangıcında Humus’un ya da Halep’in durumundan ayırmak güç. O zamandan beri her iki Suriye şehrinde de durum çok daha kötü hale geldi, ama her şey yıkılmış evlerle, kalbura dönmüş arabalarla, çökmüş altyapıyla ve en önemlisi devletin onlara sırt çevirdiği düşüncesine kapılmış vatandaşlarla başladı. Esas kaygıları savunmasız sivilleri korumak olmayıp, birbirlerini en sert şekilde vurmak olan iki taraf arasındaki amansız savaşın ortasında kaldılar. Neredeyse her şeyden yoksun olarak acı çekmeye terk edilmek… Suriye’de her iki tarafın daha fazla şiddete başvurmaları ve pes etmemeye kararlı olmalarıyla bu şablon tüm ülkeye yayıldı. Milyonlarca Suriyelinin evlerini terk etmesine ve kaçmasına yol açtı.

Yinelemek gerekirse, şükür ki, Türkiye’de henüz öyle bir durumda değiliz. Ama eğer Türkiye devleti için Cizre’deki sokağa çıkma yasağı, güvenlik güçlerinin ne kadar ileri gidebileceğini ve Güneydoğu’daki diğer şehirlere model olarak uygulanmadan önce kuşatma yönteminin hangi bölümlerinin modifiye edilmesi gerektiğini görmek üzere yapılmış bir test ise ülkenin o bölümünü yangın yerine çevirebilecek öngörülemeyen bir şiddet sarmalının içindeyiz demektir.

Durumun böylesine kötüleşmesi PKK’nın yeni stratejisi gibi görünen şeyin sonucu da olabilir: Şehirlerde ve ilçelerde özerk bölgeler ilan etmek, siper kazıp barikatları yükseltmek ve Kalaşnikoflarla silahlandırılmış genç PKK’lılarla bu yerlere giriş çıkışı önlemek suretiyle savaşı şehirlere taşımak. Hollandalı bir gazetecinin TV News için, Cizre’nin küçük bir ilçesi olan İdil’in bir bölümünü canları pahasına savunmaya kararlı oldukları bir kaleye dönüştüren, PKK’nın gençlik yapılanması YDG-H’ye üye 17-18 yaşında maskeli erkek ve kızlarla yaptığı röportajı izlediğimde gerçekten üzüldüm ve endişelendim.

Gazeteciye anlattıkları, PKK sloganlarının, Türk devletinin zalimane stratejisine duydukları öfkenin, ama en önemlisi Türkiye’deki durumun meclis ya da anlaşmalar yoluyla değiştirilebileceğine olan inançlarını yitirdiklerine dair sözlerin bir toplamıydı. Bu silahlı gençler, hayal kırıklığına uğramış, sınırın hemen ötesinde Suriyeli Kürtlerle birlikte savaşan yakınlarının tecrübelerinden dolayı sadece silahla sonuç alınacağı yönündeki inançları güçlenmiş, yeni bir kuşağı temsil ediyorlar.

Anlaşılır nedenlerden dolayı, Kürtlerin Suriye’de savaş alanında elde ettikleri başarılar Türkiye’de ve ülke dışında pek çok insan tarafından memnuniyetle karşılandı. Ancak bu başarılar aynı zamanda genç Kürtleri ve sertlik yanlısı PKK’lıları, benzer bir saldırganlığa yönelerek Türkiye’yi aşırı taleplerini kabul etmeye zorlayabileceklerine de inandırdı.

Yakın gelecekte Cizre’de yaşananlara yenilerinin eklenmesi durumunda Türkiye bir Suriye cehennemine döner mi? Hâlâ bu düşüncenin tutulacak yanı olmadığını düşünüyorum. İki ülke arasındaki farklılıklar, böylesi köklü bir dönüşüm beklemek açısından fazlasıyla büyük. Ancak, Suriye örneğinin etkisiyle, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı birkaç şehirde, iki taraf arasında, şiddete başvurmanın sonuç getireceği ve geri adım atıp müzakerelere başlamaya gerek olmadığı yönündeki mesnetsiz inançtan kaynaklı bir kent savaşı dönemine tanık olabiliriz.

16.09.2015 16:14