TAKİP ET

Türkiye, iklim değişikliğini hâlâ görmezden geliyor

İnsanların, davranışlarını değiştirmedikleri takdirde 20-30 yıl içinde feci bir şeyler olacağına dair tahminlere mukabele etmek konusunda genel olarak zorlandıklarını gösteren pek çok örnek bulabilirsiniz.

Büyük çoğunluğumuz müstakbel felaketlere dikkat çekenler karşısında şöyle bir yaklaşım sergileriz: Ya söz konusu soruna zaman içinde nasılsa bir çözüm bulunur diye düşünürüz ya da bu ikazları histerik abartılar diye damgalayıp ikaz edenleri suçlarız.

Geçen pazartesi Hollanda gazetesi De Volkskrant’ın tanınmış köşeyazarlarından Sheila Sitalsing, Belçika Televizyonu’nun Brüksel’in Molenbeek mahallesiyle ilgili yayınladığı eski bir programı bu duruma örnek olarak gösterdi. 1987’de şehrin bu kesimini iyi tanıyan pek çok insan gazetecileri şu konuda uyarmıştı: Gelecekte öyle bir an gelecekti ki, burada korkunç şartlarda yaşayan göçmenler kendilerini görmezden gelen topluma isyan edecekti. Buradaki gençleri günün birinde infilak edecek birer “saatli bomba” olarak niteliyorlardı. O günlerde kimse bu kehaneti pek ciddiye almamıştı. İki hafta önce Paris’te düzenlenen intihar saldırılarının ardından teröristlerin pek çoğunun bir süredir Molenbeek’te yaşadığı ortaya çıktı.

Sitalsing’e göre aynı görmezden gelme mekanizması iklim değişikliğiyle iştigal etme kabiliyetimizi de etkiliyor. Düzenlenen onca küresel zirveye ve alarm zilleri çaldıran tahminlere rağmen, adım adım artan ısınma, insanları davranışlarını değiştirmeye sevk etmek için gereken aciliyet duygusunu oluşturmaya yetmiyor gibi görünüyor. Sitalsing’in yazısında alıntı yaptığı Britanyalı bir psikolog, insanlığın, ancak 20-30 yıl içinde felakete yol açan bir etkisi olacak böyle yavaş bir kötüye gidişle başa çıkamayacağından korktuğunu söylüyor.

Bu pazartesi Paris’te başlayacak iklim değişikliği zirvesi ve Türkiye’nin zirveye dahli ile ilgili yazıları ve haberleri okurken insanlardaki bu arızaya kafa yormaktan kendimi alamadım. Bu, 2020’den sonra ünlü Kyoto protokolünün yerini alacak yeni bir anlaşmaya varılmasını hedefleyen hayati önemde bir toplantı. Zirve yoksul ve zengin ülkeler arasında sıkı pazarlıklara sahne olacak ve gelecek hafta söz konusu ülkelerin imzalayacağı taahhütlerin ne kadar bağlayıcı olduğuna ve sözgelimi, ilan edilen hedeflere ulaşmak için etkin mekanizmalar ortaya konup konmayacağına dair bir yığın şey duyacağız.

Farfarayla reklam edilen ve bütün dünya liderlerinin katılacağı zirvenin hemen öncesinde Türkiye, iklim değişikliğinin en önemli maddesi olan sera gazı emisyonlarını azaltmak yönünde ilk kez ulusal bir plan sundu. İlk bakışta çok da kötü görünmeyen plana göre Türkiye hükümeti 2030 itibarıyla mevcut emisyon düzeyini yüzde 21 azaltmayı öngörüyor. Ancak uzmanlar ve aktivistler hemen şu hesaplamayı yapıyor: Pratikte bu hedef yine de Türkiye’nin emisyonlarını gelecek 15 yıl zarfında iki katından fazla artırmasına kapı açıyor. Türkiye’nin çözümün değil sorunun parçası olmaya devam edeceği böylesine hayal kırıklığı yaratan bir senaryo Paris’te kimseyi heyecanlandırmayacak. Peki bunun en büyük sebebi ne? Türkiye’nin kömüre bağımlılığı. Gelecek birkaç yıl içinde kömür enerjisi kapasitesini iki katına, kömürle çalışan enerji santrallerinin sayısını dört katına çıkarmakla Türkiye, diğer ülkelerden farklı olarak, ekonomisini karbondan arındırmak yönündeki bütün ihtimalleri ortadan kaldırıyor.

Düşük karbona dayalı böyle bir gelecek, Türkiye için gerçekleştirilemez bir hedef mi? Dünya Doğayı Koruma Vakfı Türkiye şubesi ve İstanbul Politikalar Merkezi’nin hazırladığı ayrıntılı bir rapor bu soruya “Hayır” yanıtını veriyor. Türkiye, bir yandan ekonomik büyümesini sürdürürken, küresel sorumluluğunu da yerine getirebilir, yeter ki yenilenebilir enerjinin genişletilmesine, enerji verimliliğinin artırılmasına ve karbon vergisinin çıkarılmasına yatırım yapma niyetinde olsun.

Türkiye yıllardır, büyümek ve altyapıya yatırım yapmak mecburiyetindeki gelişmekte olan bir ülke olduğu ve bu yüzden emisyonların azaltılmasından muaf tutulması gerektiği söylemiyle, kendi “özel koşulları”nın ardına saklanıyor. Diğer ülkelerin ortaya koyduğu başarılı örnekleri takip etme baskısı altına girdiğinde Türkiyeli liderler hâlâ popülist argümanlara sığınma eğilimi sergiliyor; zengin ülkeleri, iklim değişikliği önlemlerini Türkiye’nin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin daha fazla sanayileşmesinin önünü kesmek için kullanmakla suçluyorlar.

İki hafta önce Antalya’da Türkiye bir G20 ülkesi olarak artık bahanelerin arkasına saklanamayacağını anlamış görünüyordu, fakat Paris’teki cılız performansı, görmezden gelme tutumundan vazgeçmesinin ne kadar zor olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

28.11.2015 22:32