TAKİP ET

Türkiye hem haklı hem haksız

Suriye’nin kuzeyindeki savaş alanı her geçen gün daha kaotik hale geliyor.

Hakikaten de insanın, orada kimin kiminle savaştığını anlayabilmesi için sahadaki tüm hareketleri neredeyse tam zamanlı olarak gözlemlemesi gerekiyor. O zaman bile, sözgelimi, ABD tarafından desteklenen bir grubun, yine Washington’dan silah ya da cephane alan başka bir gruba karşı neden savaştığını anlamak güç.

Suriyeli isyancılar konusunda uzman olan ve övgülerle karşılanan ‘Suriye Cihadı’ adlı kitabın yazarı Charles Lister, bu hafta sonu ve pazartesi günü şu tweetleri atarak şaşkınlığını ifade etti: “Türkiye (NATO üyesi), (ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen) ÖSO’ya saldırdıkları gerekçesiyle, (ABD ve Rusya tarafından desteklenen) YPG’yi ve (ABD tarafından desteklenen) SDG’yi bombalıyor” ve “ABD tarafından eğitilen ve desteklenen Şam Cephesi’nin ve Faylak El Şam’ın, Halep’te, yine ABD tarafından eğitilen ve desteklenen SDF’nin saldırısına uğradığını görmek çok ama çok tuhaf.”

Şimdiye dek, Türkiye’nin halihazırdaki kaosun yaratılmasındaki rolü, Halep’in kuzeyindeki Suriyeli Kürt mevzilerini bombalamakla sınırlı kaldı. Ankara, YPG ya da SDG güçlerinin; Türk sınırı ile Halep ve çevresinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine karşı savaşan Türkiye destekli Suriyeli isyancılar arasındaki tedarik hatlarını kesmesini istemiyor. Daha da önemlisi, Türkiye, YPG/SDG’nin taarruzunun başlıca hedeflerinden biri olan Türkiye-Suriye sınırında özerk bir Kürt devletinin kurulmasına kati bir şekilde karşı.

Sınırdan öteye topçu ateşlerinin etkili olmaması halinde Türk ordusunun doğrudan müdahale edebileceği yönünde spekülasyonlar var. Türk Kara Kuvvetleri’nin Suriye’ye girmesinin pek muhtemel olduğunu düşünmüyorum: ABD buna şiddetle karşı, NATO dışarıda duracaktır ve Ruslarla savaş riskine girmeyi ancak Ankara’daki sorumsuz deli fişekler ister.

Yani Ankara, fikirlerini ortaya koymayı sürdürecek, ancak Suriye’de, Türkiye ile Rusya/İran/Esed arasında büyük bir çatışma görmeyeceğiz. Bununla birlikte, Suriyeli Kürtlerin artan nüfuzuna karşı koymak üzere Türkiye’nin çabaları sürecek. Daha önce de söylemiştim: Bu, Türkiye’nin yakın gelecekte büyük bedel ödemek zorunda kalacağı tarihi bir hata. Öte yandan, Kürtlerin Kuzey Suriye’deki rolüne ve Ruslarla olan oportünist koalisyonlarına yönelik mevcut öfkeyi ve hüsranı da anlıyorum.

Yıkıcı iç savaşların ardından hem Suriye hem de Irak için geriye sadece iki seçenek kalmış görünüyor: Sünniler, Şiiler ve Kürtler, ülkeyi bütün halde tutacak bir iktidar paylaşımında anlaşmayı beceremediklerinden ülke parçalanır. Bu başarısızlığın sonucu olarak, Türk sınırının hemen ötesinde bağımsız bir Kürt devleti (ya da devletleri) olacaktır. Eğer Ankara bu senaryoyu beğenmezse, hem Suriye hem de Irak için müsait olan ikinci seçeneği desteklemesi yerinde bir tavsiye olur: özerk bir Kürt bölgesini de içerecek olan güçlü bir federal yapıya sahip birleşik bir ülke olarak kalmak.

Başka bir deyişle: Suriyeli Kürtler, tıpkı Iraklı kardeşleri gibi, orada kalıcılar, geçmişe dönülmesi söz konusu değil ve önlerindeki seçenekler ya bağımsızlık ya da özerklik. Kaçınılmaz olana direnmek yerine, Türkiye, Suriyeli Kürtlerle (Barzani ile yaptığı gibi) iyi ilişkiler kurmaya yatırım yapmalı. Sınırın öte yanındaki Kürtlerle böylesine büyük bir pazarlığa girişilmesi, ülke içinde PKK ile bir anlaşma yapılabilmesini de muhtemel bir seçenek haline getirebilir.

Bununla beraber, Suriyeli Kürtlerin, Türkiye’nin böyle bir sonucu kabul etmesini kolaylaştırmadıklarını da kabul etmek zorundayım. Suriye’de DAEŞ’e karşı ABD öncülüğündeki koalisyonun en değerli müttefiki haline gelmelerinden sonra, Suriyeli Kürtler şimdi de ABD’yi bırakıp Rusya’ya yönelmiş görünüyor. Morgan Kaplan’ın Washington Post’taki yazısına göre, bu durum karşısında pek şaşırmamalıyız:  Kürtler, Moskova’nın yanında yer almaları halinde en iyi özerklik anlaşmasını elde edebileceklerini hesap ettiler, zira Suriye rejimi üzerinde en fazla etkiye sahip olan ülke Rusya.

Putin ve Esed ile sıkı fıkı olmak, Suriyeli Kürtleri, Ankara ve Washington’da kesinlikle popüler kılmıyor. Ancak, Türkiye’nin halihazırdaki hıncını geride bırakıp Suriye politikasında yapısal bir yeniden ayarlama üzerinde çalışmaya başlamak dışında bir seçeneği de yok.

17.02.2016 16:01