TAKİP ET

Türkiye, Esad konusunda haklı

Bu hafta New York’ta tüm dünya liderlerinin bir araya geldiği Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun odağı bir kez daha Suriye ve Esad rejiminin geleceğiydi.

Son birkaç haftadır Suriye’ye sürpriz Rus askeri yığınağının ardından, şimdi de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın siyasi kariyerini kurtarmak üzere diplomatik bir taarruz başlatmış durumda. İran ile birlikte Rusya, halihazırdaki Suriye rejimini de içermesi gereken büyük bir IŞİD karşıtı koalisyon inşa edilmesini öneriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve diğer Avrupalı liderlerin son açıklamaları, Putin’in Esad‘ı koltuğunda tutmak yönündeki yeni stratejisinin işe yaradığına delalet gibi görünüyor.

Diğer yandan, Putin ve ABD Başkanı Barack Obama’nın BM’de yaptığı konuşmalar, Washington ve Moskova’nın Esad’ın geleceğine dair görüşlerinin hâlâ epey farklı olduğunu ortaya koydu. Obama, Esad’ı mümkün olduğunca çabuk iktidardan uzaklaştırılması gereken bir tiran olarak niteledi. Putin ise Esad’ın IŞİD ve El Kaide’ye karşı savaşta değerli olduğu ve Esad’ı devirmenin kaosa yol açmaktan başka işe yaramayacağı yönündeki görüşünü yineledi.

New York’taki ve uluslararası medyadaki tartışma, haliyle, Türkiye’nin bu konudaki pozisyonuna dair yeni bir tartışmaya da yol açtı. Bilhassa Türkiye’de AKP’ye muhalif olan pek çok gözlemciye göre, Türkiye’nin Suriye politikası, Esad’ı devirme yönündeki aşikâr hedefinden dolayı başından beri bir fiyasko. Yine onlara göre, Putin’in yeni planları, Türkiye’nin Suriye konusundaki tavrının tüm geçerliliğini kaybetmiş bir umutsuz vaka olduğunun bir başka göstergesi. Ben aynı görüşte değilim.

Yanlış anlaşılmasın: Türkiye‘nin Suriye konusundaki politikası bir fiyaskoydu, ama bunun sebebi Ankara’nın rejim değişikliğine çok fazla odaklanmış olması değil. Esad rejiminin bütün Suriye krizinin temel nedeni olduğuna dair çok sağlam gerekçeler vardı ve hâlâ var. Ancak Türkiye’nin 2011’den bu yana yaklaşımıyla ilgili sorun üç parçalı: İlk olarak, Türkiye, cihatçıların da dahil olduğu tüm Suriyeli isyancıları desteklemenin tehlikesini azımsadı. İkincisi, Suriyeli Kürtlerle birleşik bir cephe oluşturma fırsatını heba etti ve üçüncü olarak, ne Erdoğan ne de Davutoğlu, ılımlı Suriyeli muhalifleri hem IŞİD’e hem Esad’a karşı savaşlarında destekleme ihtiyacı konusunda ABD ve Avrupa’yı ikna edebildi. Yani Türkiye’nin Suriye politikasını eleştirmek için gerçekten de çok sayıda neden var, ama istikrarlı bir şekilde Esad’a karşı olmak bunlardan biri değil.

Bu yüzden, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun New York’ta Türkiye’nin hâlâ Esad’ı kapsayan herhangi bir geçiş sürecine karşı olduğunu açık bir şekilde ifade ettiğini görmek iyi oldu. AKP’yi eleştirenlerin yaptığı gibi, bu pozisyonun hor görülmesinin ya da alaya alınmasının hata olduğunu düşünüyorum. Sık sık iddia edilenin aksine, Türkiye Esad’a karşı inatçı direnişinde yalnız değil. Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Esad’ın rol oynayacağı bir siyasi geçiş süreci olasılığını reddederken, böylesi bir sürecin Esad yönetiminin çok sayıda ölüme yol açmasının ardından Suriye halkının gözünde güvenilirlikten yoksun olacağını ifade ederek çok doğru bir noktaya parmak bastı. Gelecek hafta ve aylarda, Türkiye, Fransa ile birlik olmalı ve Esad’sız bir Suriye senaryosuna bağlı kalınması için Washington, Londra ve Berlin’deki şüphecileri ikna etmek üzere elinden geleni yapmalı. Gerçekler ortadayken böylesi bir pozisyonun umutsuzca bir çırpınış olacağını düşünen herkes için, bu soruyla ilgili olarak çok sayıda bağımsız Suriye uzmanının söylediklerini okumak iyi olacaktır. Sözgelimi, ‘Suriye Cihadı’ adlı kitabı yakında yayınlanacak olan Charles Lister, Esad’a herhangi bir müstakbel rol verilmesine katı bir şekilde karşı çıkıyor ve Suriye’deki silahlı muhalefetin tamamının (IŞİD ve bazı El Kaide’ye bağlı fraksiyonlar dahil olmak üzere) Esad’a karşı birleşmiş durumda olduğunun altını çiziyor. Lister’ın vardığı sonuç şu: “Esad’ın devam etmesi ve hatta ülkenin fiili olarak bölünmesi yönündeki Rus ve İran talepleri ulaşılabilir bir hedef olarak görülebilmekle birlikte, bu, çatışmayı uzatmak ve şiddetlendirmekten başka bir işe yaramayacak ve neredeyse kesin bir şekilde, dünyanın daha önce görmediği türden bir cihatçı seferberliğini tetikleyecektir.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü Başkanı Kenneth Roth, başta sivillere yönelik misket bombası kullanımı olmak üzere, mevcut rejimin mezalimini kınarken, Türkiye’nin Esad konusundaki tutumunu destekleyen bir başka savı ortaya koydu: “Esad yönetimiyle Suriye devletini karıştırmamalıyız… Liderlik değişiminin –ister müzakerelerle isterse cezai kovuşturma ile olsun– Suriye devletinin yıkılması anlamına gelmesi gerekmiyor.”

Pek çok AKP muhalifi için kabul etmesinin zor olduğunu biliyorum, fakat Esad konusunda Türk hükümeti haklı.

30.09.2015 16:26