TAKİP ET

Türkiye-AB anlaşması çöküyor mu?

Henüz kesin bir yargıya varmak için erken olsa da, geçen hafta Türkiye ile Avrupa Birliği arasında sadece iki ay önce varılan Suriyeli mültecilerle ilgili anlaşma üzerinde kara bulutların dolaşmaya başladığına dair ilk işaretlere tanıklık ettik.

Çarşamba günü Türkiye’nin AB Bakanı Volkan Bozkır, AB’nin 3 milyar Avro’luk anlaşmanın parçası olarak verdiği sözleri yerine getirmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bozkır’a göre, Türkiye anlaşmanın üzerine düşen kısmını çoktan hayata geçirmişti. İddiasına somutluk kazandırmasa da, Bozkır çok büyük ihtimalle Türk hükümetinin Suriyeli mültecilere çalışma izni verildiğine dair pek çok çevrede memnuniyet uyandıran açıklamasına atıfta bulunuyordu. AB’ye çatması ise kuşkusuz, birlik içinde 3 milyar Avro’yu kimin vereceği konusunda kopan kavgaya dair medyada yer alan haberlere bir tepkiydi.

Bir gün sonra bazı kilit AB üyesi ülkelerin, Birliğin mülteci kriziyle başa çıkması konusunda son geri sayım saatinin işlediğini ve zamanın hızla tükendiğini vurgulayan açıklamaları da eminim ki Bozkır’ı ziyadesiyle rahatsız etmiştir. AB dönem başkanlığını yürüten Hollanda’nın Başbakanı Mark Rutte, Avrupa’ya her gün gelen müstakbel mültecilerin (günde iki bin kişi) mevcut sayısının sürdürülemez olduğu uyarısında bulunuyor ve önümüzdeki 6 ila 8 hafta içinde bu sayıda keskin bir düşüş talep ediyordu.

Elbette hem Bozkır hem Rutte tecrübeli müzakereciler; kamuoyu karşısında kıran kırana pazarlık yapıyormuş gibi görünmek gerektiğini, perde arkasında ise daha esnek davranılabileceğini gayet iyi biliyorlar. Ancak AB açısından sorun şu ki, manzara Ankara’nın Brüksel’den daha iyi performans gösterdiği yönünde. Çalışma izinleri gözle görülür bir ileri adım. Avrupa tarafında ise sürekli kaçırılan son tarihlerden ibaret bir hikâye var. Son bir yıldır AB bazı kararlar alıyor, fakat neticede hayata geçirmeyi başaramıyor. Bunun en trajik örneği, 160 bin Suriyeli mültecinin Yunanistan ve İtalya’dan alınıp yeniden iskan edilmesi planı. Politico internet sitesine göre, bugüne kadar sadece 331 mülteci adayı anlaşmanın parçası mahiyetinde başka bir AB üyesi ülkeye gidebilmiş.

Kağıt üzerindeki planlarla pratikteki uygulamaları arasındaki bu inanılmaz uyumsuzluk, bilhassa Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin durumu açısından endişe verici. Başından beri şu açıkça ortadaydı: Avrupa’ya mülteci akınını daha etkin kontrol etmek için ihtiyaç duyulan şey, sadece Türkiye’de kalmak ve yasadışı yolculuklardan kaçınmak için daha fazla ve iyi imkanlar sunulması değil, hatırı sayılır sayıda mültecinin Avrupa’ya ulaşması için de yasal bir yol oluşturulmasıydı.

AB Türkiye’deki Suriyeli mülteciler için, gelecek birkaç ay zarfında gerçekten uygulamaya muktedir olacağı bir yeniden iskan planı ortaya koyamazsa, yaşadışı mülteci akınında bir azalma olmayacağını kestirmek zor değil. Bu da mart ayında AB’nin Türkiye’nin anlaşmanın üzerine düşen kısmını yerine getirmediği sonucuna varması anlamına gelecektir. Böyle bir durumda çabucak tatsız bir hal kazanacak olan bir karşılıklı suçlama oyunu başlayabilir ve AB ile Türkiye arasındaki güvensizlik daha da derinleşebilir.

Türkiye-AB anlaşmasının yaşayacağı böyle bir başarısızlık, pek çok Türkiyeli liberalin bugünlerde savunduğu tavrın sonucu olmayacaktır. Hayır, bu, AB’nin artık komşularına veya diğer ortaklarına verdiği hayati sözleri yerine getiremediğini gösteren bir sürecin sonucu olacaktır. AB-Türkiye anlaşmasının bu bahar çökmesi, AB için bir “felaketler yılı”nın başlangıcı olabilir. Birlik kendi içinde ve sınırlarında, ancak kararlılık sahibi ve doğru düzgün davranan bir ülkeler birliği tarafından başa çıkılabilecek pek çok zorlukla yüz yüze kalabilir. Eğer AB artık bu şekilde davranmaya muktedir değilse, o zaman sadece Türkiye ve Suriyeli mülteciler için değil, dünyanın geri kalanı için de haberler kötü demektir.

24.01.2016 09:26