TAKİP ET

Seçim özgür ve adil olacak mı?

“Türkiye Cumhurbaşkanı’nın, görevde bulunduğu sürece tarafsız olması gerektiğini söyleyen açık anayasal hükme rağmen, seçim öncesi kampanyaya dâhil olması konusunda ciddi endişeler ifade edildi. (…) Delegasyon, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) dahil tüm yayın kuruluşlarını yayınlarında seçim kampanyalarına tarafsız ve eşit şekilde yer vermesi gerektiğini hatırlatır… Delegasyon, AKPM tarafından bu konuda 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde belirlenmiş olan eksikliklerin, bilhassa siyasi partilere ayrılan yayın sürelerindeki eşitsizliğinin giderilmemiş olmasını esefle karşılamaktadır.”

Hayır, yukarıdaki alıntılar Türkiye’deki muhalefet partilerinden biri tarafından hazırlanmış bir rapordan değil. AKPM, Hizmet Hareketi tarafından kurulmuş bir “paralel” cephe örgütü de değil. Aslında AKPM, yani Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Türkiye’nin de epeydir üyesi olduğu bir örgüt. Bu yazıya, AKPM’nin bildirisinden birkaç cümle alıntılayarak başladım. Söz konusu bildiri, 7 Haziran’daki seçimleri izlemek üzere 30 gözlemcinin gelişine hazırlık amacıyla geçen hafta Ankara’yı ziyaret eden ve çeşitli partilerden oluşan altı üyeli delegasyon tarafından yayımlandı. Kullanılan bütün bu diplomatik dile rağmen, Avrupalı parlamenterlerin yaklaşan seçim konusunda endişeli oldukları aşikâr: Türkiye’de özgür ve adil bir seçim gerçekleşecek mi? Yoksa cumhurbaşkanının süren müdahalesi, devlet medyası ve devlet kontrolü altındaki medya tarafından taraflı yayın yapılması ve olası seçim hileleri, Türkiye yakın tarihinde ilk kez genel seçimlerin sonucuna gölge düşeceği anlamına mı geliyor? On yıllardır seçim izleme heyetleri Türkiye’ye gelmemişti ya da sayıları yalnızca sembolik anlam taşıyacak şekilde azdı. Bütün diğer demokratik eksikliklere rağmen, en azından, Türkiye içinde ve dışında seçimlerin nispeten özgür ve adil olduğuna dair bir algı söz konusuydu. Artık öyle değil.

Şüphe tohumları, geçen yılki yerel seçimlerin ardından birkaç şehirde ve en başta Ankara’da olmak üzere, hile ve manipülasyona dair güvenilir bildirimlerin ortaya çıkmasından sonra atıldı. Aralarında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından yapılmış resmi olanların da bulunduğu birkaç araştırma, TRT’nin yoğun bir şekilde yayında eşitlik ilkesini ihlal ettiğine dikkat çektiğinde endişeler daha da arttı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkenin dört bir köşesinde, TRT ve hükümet yanlısı özel kanallarda saatlerce yayınlanan ve eski AKP liderinin bütün belagat yeteneğini muhalefete vurmak ve halktan açıkça iktidar partisi için oy istemek için kullandığı mitingler düzenlemeye giriştiğinde alarm zilleri ciddi ciddi çalmaya başladı. Bunun, cumhurbaşkanının partisiyle tüm bağlarını koparmasını ve tarafsız hizmet etmesini gerektiren Anayasa hükümlerinin açık ihlali olduğuna zerre kadar kuşku yok. Peki muhalif siyasetçiler yaklaşan seçimlerin adil geçmesine yönelik tehdit oluşturan bu ihlallerden şikayet ettiklerinde ne oluyor? Hiçbir şey. Yüksek Seçim Kurulu, yetkisi olmadığını öne sürerek, cumhurbaşkanına ikazda bulunmayı reddetti. CHP milletvekili Atilla Kart’ın pek çok kez başvurduğu Anayasa Mahkemesi, konuyu acilen gündemine almaktan kaçındı. Tek bir olası netice söz konusu: Türkiye cumhurbaşkanı hukukun üstünde ve istediği her şeyi yapabiliyor, ülkenin hukuk sistemiyle adeta dalga geçiyor. Seçim yasalarını veya Anayasa’yı gözetmesi gereken kurumların veya mahkemelerin hiçbiri cumhurbaşkanının yanlışlarını düzeltmeye muktedir veya istekli değil. Bu hukuki çarpıklığa bir de HDP’nin meclise girip girmeyeceğini birkaç bin oyun belirleme ihtimalini eklemek lazım. Bu seçimlerin AKP’nin başkanlık sistemi planlarına devam edip edemeyeceği noktasında belirleyici olacağının herkes farkında. Bu durum seçim hilelerine neredeyse açık bir davet ve Avrupalı parlamenterlerin ve Türkiye’de pek çok insanın endişelerinin niye giderek arttığını da açıklıyor. 7 Haziran öncesinde ve 7 Haziran’da oylar sayılıp sonuçlar toplanırken işlerin kontrolden çıkmasından kaygı duyuluyor.

Umut edelim ki bir avuç Avrupalı gözlemci, 7 Haziran’da sonuçların manipüle edilmesini önlemek için sandıkların başında duracak olan binlerce Türkiyeli gönüllü ile güçlerini birleştirebilsin. Türkiye’nin adım adım hukukun üstünlüğünün çiğnendiği ve seçim sonuçlarına güven duyulamadığı şaibeli ülkeler kategorisine yerleşmesini önlemenin tek yolu bu.

09.05.2015 10:30