TAKİP ET

Putin ile Le Pen, AB ve Türkiye’ye karşı

Bütün anketlere ve içeriden gelen tahminlere rağmen, Fransa’da Ulusal Cephe’nin (FN) yerel seçimlerin ilk turundan zaferle çıkması, Fransa’da ve Avrupa’nın geri kalanında çok sayıda insan için şoke edici oldu.

Marine Le Pen’in lideri olduğu popülist radikal sağ parti, 13 bölgenin altısında en fazla oyu aldı, ama aynı zamanda ülke çapında oyların yüzde 28’ini elde ederek, iki rakibinin – Nicolas Sarkozy’nin muhafazakar Cumhuriyetçilerinin ve Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande’ninSosyalistlerinin – önüne geçti.

Nihai sonuçlar bu pazar ikinci turda kesinleşecek ve bu diğer iki partinin stratejilerine bağlı olacak: işbirliği yapmaları durumunda hâlâ çok sayıda bölgede FN’nin zafer kazanmasını önleyebilirler. Eğer yapmazlarsa, Le Pen ve arkadaşları, üç ya da daha fazla yerel yönetimi daha ele geçirip ilk kez büyük şehirlerin dışında Fransa’nın geniş kesimlerini yönetecek bir pozisyonda olacaklar.

Halihazırda, bütün bu faktörler, sürekli olarak iki ana akım partiyi çözüm ortaya koyamamakla ya da çözüm ortaya koyduklarında daha önce FN tarafından öne sürülmüş cevapların bazılarını kopya etmekle suçlayan Le Pen’in lehine. Çok sayıda hoşnutsuz seçmenin, son beş yılda, FN’yi zekice uçlardan uzaklaştıran ve partiyi Fransa’nın hâlâ güçlü, bağımsız bir ülke olduğu, AB ve küresel güçler tarafından bastırılmadığı ve çok sayıda Müslüman göçmenin varlığına maruz kalmadığı 1950’ler ve 1960’ların  “hakiki Fransız” değerlerini vurgulayan daha kabul edilebilir bir parti haline getiren Le Pen’in orijinal söylemini tercih ettiklerine şüphe yok.

Le Pen’in ideolojisinin, nispeten az dikkat çeken bir yönü var ki, o da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e olan hayranlığı. Le Pen, birkaç kez, Rusya’nın Kırım’ı ilhakını ve Ukrayna’daki ayrılıkçılara destek vermesini savundu. Geçen yıl, FN, Kremlin’e bağlı bir Rus bankasından, seçim kampanyasının finansmanında kullanılmak üzere 9 milyon Euro (40 milyon Euro’nun ilk taksidi olduğu öne sürülen) kredi aldığını kabul etmişti.

Le Pen’in Putin’le olan muhabbeti, Avrupa’daki radikal sağ ile Rus diktatör arasındaki çok daha büyük bir peşrevin sadece bir parçası. Avrupa’nın dört bir yanında sağcı ve aşırı milliyetçi siyasilerden oluşan geniş bir yelpaze, FN liderinin Putin’in dindar milliyetçiliğine, muhafazakar değerlerine ve bilhassa Amerikan karşıtı ve Avrupa karşıtı politikasına duyduğu ilgiyi paylaşıyor. Putin, kendince, ister radikal solcu (Yunanistan’daki Syriza gibi), isterse radikal sağcı (FN ve Belçika, Avusturya, Macaristan, Slovakya ve Bulgaristan’daki benzer partiler gibi) olsun, AB karşıtı güçleri destekleyerek Avrupa birliğinin altını oymaya kararlı görünüyor.

Sağcı partiler, her yerde, rağbette olan AB, göç ve İslam karşıtlığını sömürerek kazanç sağlamaktayken, Avrupalı demokratların dahili aşırılıkçılar ile onların dış destekçileri arasındaki bu sinsi işbirliğine uyanmalarının tam zamanı. Fakat aynı zamanda, AB’nin Ankara ile onlara göre etik olmayan mülteci anlaşmasından ve Avrupa’nın Türkiye’deki insan hakları ihlalleri karşısındaki sessizliğinden dolayı hüsrana uğramış Türk demokratların da AB karşıtı güçler korosuna dahil olmadan önce iki kez düşünmeleri gerekiyor. Le Pen ve Putin’in hemfikir oldukları bir diğer konu,Türkiye’ye olan nefretleri. FN lideri, Müslüman karşıtı önyargılarından dolayı her daim Türkiye’nin AB’ye katılmasına karşı oldu. Bildiğimiz üzere, iki haftadır Putin’in Türkiye’ye karşı sert çıkışlarda bulunmak için kendi gerekçeleri var ve kimse yakın zamanda sakinleşmesini beklemiyor.

Paylaştıkları bu Türkiye husumeti, Avrupa’daki popülist radikal sağ ile otoriter Rus liderliği arasındaki bağları daha da güçlendirdi. Böylesi bir muhalefetle karşı karşıyayken, ancak Avrupalı ve Türk demokratların da güçlerini birleştirmeyi başarabilmeleri umut edilebilir.

09.12.2015 15:36