TAKİP ET

Ne oy verirdiniz?

Bu pazar Yunanlılar kendi ülkeleri ve de AB’nin geleceği için oy verecekler. Temel olarak Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nde kalıp kalmayacağını belirleyecek bir referandumda ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ demeleri istenecek. Verilecek cevabın Yunanistan ve Avrupa’nın geri kalanı açısından olası sonuçları çok sayıda Avrupalıyı Yunanlıların yerinde olsalar ne yönde oy vereceklerini düşünmeye itti.

Ama öncelikle referandumun kendisine bakalım. İnsanlardan resmi ve bürokratik bir dilde yazılmış olan karmaşık bir metin üzerine oy vermelerinin istenmesi son derece talihsiz bir durum. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde çok sayıda Yunanlı, Yunanistan’ın kreditörleri tarafından verilen ve kendilerinden bir yargıya varmaları beklenen son teklifteki artı ve eksilerin ne olduğunu anlamış değil.

İşleri daha da karmaşık hale getirecek şekilde, teknik olarak, söz konusu metin artık masada değil, zira bu metin süresi geçen salı günü dolmuş olan kurtarma planının bir parçasıydı.

Avrupa Konseyi ve diğerleri, son derece kısa olan hazırlık süresinden ve böylesine kritik bir meseleye dair gerçek bir tartışmanın yokluğundan şikayet ettiler. Tüm bu nedenlerden ötürü, çoğu Yunanlının cevap vermek zorunda oldukları soruyu Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nde kalıp kalmayacağına ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ demek olduğu şeklinde yorumlayacak olmaları şaşırtıcı değil.

Alexis Çipras başbakanlığındaki Yunan hükümeti vatandaşlarına ‘Hayır’ oyu vermelerini tavsiye etti. Bunu yaparak, her yıl 1940’ta Yunanistan’ın Almanların ve İtalyanların yanında İkinci Dünya Savaşı’na katılmayı reddedişinin anıldığı özel Hayır (Yunanca Oxi) Günü’nün kutlandığı dünyanın tek ülkesinde manevi anlamda epey takdir kazandılar. Ancak Yunanlıların çoğunu Brüksel’den gelen mevcut önerileri reddetmeye itmiş olabilen sadece tarih değil.

Paul Krugman ve Joe Stiglitz gibi birkaç saygın ekonomist Yunanlıları ‘Hayır’ oyu kullanmaya çağırdı, zira Avrupa planlarının işleri daha da kötüleştirmekten başka işe yaramayacağına kani olmuş durumdalar. Onlara göre, Yunanistan, son birkaç yılda ülkenin işlemesini sağlayan milyarlarca kurtarma parasını alabilmek için uygulamak zorunda kaldığı kemer sıkma politikalarından çok çekti. Bu ekonomistler, Yunanistan gayri safi yurtiçi hasılasının 2010’dan beri dörtte bir azaldığına, çarpıcı işsizlik verilerine ve sıradan Yunanlıların perişan koşullarda yaşadıklarına dair sayısız hikâyeye dikkat çekiyorlar. Çıkardıkları sonuç şu: Yunanistan’ın bütçe açığı çok hızlı bir şekilde hedefi aştı ve borcu sürdürülemez hale geldi. Avrupa’nın reçetesi işe yaramadı, başka bir şey denememiz gerekiyor.

Sorun, eleştirmenlerin bu noktalarda haksız oluşu değil. Birkaç gün önce, Yunanistan’ın kreditörlerinden biri olan IMF, Yunanistan’ın 2018’e kadar batmaması ve öngörülebilir gelecekte iyileşmesi için, 52 milyar Euro’luk yeni bir kurtarma paketini ve kritik bir şekilde borçlarının yüzde 30’unun silinmesi gerektiğini kabul etti. Şimdiye dek, AB, son hususu tartışmayı dahi şiddetle reddetti.

Sorun, Çipras’ın iddia ettiğinin aksine, ‘Hayır’ oyunun böylesi kaçınılmaz bir ayarlamaya yol açmayacak olması. Çoğu Avrupalı politikacı basitçe Yunan Başbakan’a artık güvenmiyor, erteleme taktiklerinden, zıtlaşmacı stratejiden ve acemilikten yılmış durumdalar. ‘Hayır’ oyu çıktıktan sonra, yeni müzakereler olmayacak.

Aksine, Breakingviews internet sitesinde Hugo Dixon’ın işaret ettiği üzere, ‘Hayır’ oyu, bir dizi olumsuz gelişmeyi tetikleyecek ve bunlar da Yunanistan ekonomisinin fiili olarak erimesine yol açacak: bankalar kapalı kalacak ve para bitecek, dükkanların stokları tükenecek, şirketler iflas edecek ve Yunanistan’ın en önemli sektörü olan turizm ağır bir darbe alacak.

Bu pazar günü oy kullanma iznim olsaydı, bu tür muazzam riskleri almak istemezdim. ‘Evet’ oyu verirdim ve üzülerek Çipras’ın vaat ettiği değişimi sağlamada yetersiz olduğunu ve istifa etmesi gerektiğini kabul ederdim. O zaman yeni bir Yunan hükümeti yeni bir kurtarma paketini bağlamak üzere daha iyi bir pozisyonda olurdu.

İnsan, böylesi bir kılpayı kurtulma durumu halinde ve sonrasında, Brüksel ve Berlin’deki politika yapıcıların artık işleri her zamanki gibi dayatamayacaklarını anlamalarını umut edebiliyor ancak. AB, sadece Yunanlıları kurtarmakla kalmayıp, aynı zamanda uzun vadede Euro’yu güçlendirecek yeni bir politikalar dizisi ortaya koyması gerektiğini kabul etmeli.

05.07.2015 18:30