TAKİP ET

Mantık evliliği

Geçen hafta Türkiye aniden Avrupa tablosundaki yerine geri döndü.

Bunun nedeni aşikârdı: AB’nin Türkiye’nin Suriyeli mülteci akışını yavaşlatmasına ihtiyacı vardı ve Ankara’ya taleplerini sunmuş ve bu talepler karşılığında türlü avantalar da önermişti. Spekülasyon fırtınasıyla ve hararetli diplomasiyle geçen günlerin ardından, perşembe günü, Avrupalı liderler, Avrupa Komisyonu tarafından sunulan göç eylem planını kabul etti ve gelecek haftalarda planın detayları üzerinde çalışma taahhüdünde bulundu. Bu çabalar kapsamında Almanya Başbakanı Angela Merkel, bu pazar Türkiye’yi ziyaret edecek.

Söz konusu planın metnine bakıldığında, bazı bölümlerin hayata geçirilmesinin diğerlerinden daha kolay olacağı görülüyor. Türkiye, mültecilerin yaşam şartlarını (eğitim, sağlık hizmeti ve muhtemelen Türkiye’de çalışmak ve yerleşmek için daha yasal imkanlar sağlanması) ve sınır güvenliğini iyileştirmek üzere 3 milyar Euro’luk fon talebinde bulundu. Bu, AB’nin şu anda çıkaramayacağı kadar fazla bir meblağ, fakat neticede bu fonların çıkarılması için yollar bulunacaktır. Bilhassa da Almanya’nın ikna edilebilmesi halinde.

Türkiye tarafından öne sürülen diğer iki hedefe ulaşılması ise daha zor olacak: 2016’da Türkiye vatandaşları için AB ülkelerine vizesiz seyahat imkanı sağlanması ve Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerindeki birkaç faslın yeniden açılması. Daha önce de defalarca savunduğum üzere, Türkiye, aşağılayıcı vize prosedürlerinden mümkün olduğunca çabuk vazgeçilmesini talep etmekte haklı. Bu güçlü talep, ister beğenin ister beğenmeyin, çok sayıda AB’ye üye ülkede yaygın olan hassasiyetlere temas ediyor.

Bu yüzden de, göç eylam planı, vize yükümlülüklerini kaldırmak üzerinde çalışma taahhüdünde bulunuyor, fakat aynı zamanda daha önce üzerinde anlaşmaya varılmış kriterlerin (iyileştirilmiş sınır koruması, güvenli pasaportlar ve en önemlisi yasa dışı göçmenlerin Türkiye’ye geri gönderilmesinin kabulü) değişmeyeceğinin altını çiziyor. Burada mucize beklemek yanlış olur, ama iyi işbirliği ve Türkiye’den gelecek sürekli baskı, eninde sonunda Avrupa’nın direnişini yumuşatabilir ve vizesiz seyahatin başlamasına doğru adım adım takip edilecek bir sürece önayak olabilir.

Dürüst olmak gerekirse Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin yeniden canlandırılması talebinde bulunduğunu ve kısa sürede açılması gereken spesifik fasılları ortaya koyduğunu görmek beni şaşırttı. Şüpheciler, bu talebin ciddi olmadığı ve sadece iktidar partisinin kurnazca yürüttüğü algı kampanyasının bir parçası olduğunu iddia edeceklerdir. Bu mantığa göre, seçimden kaynaklı kısa vadeli ve ekonomik kaynaklı uzun vadeli nedenlerden dolayı Erdoğan, Avrupa yanlısı görünmek istiyor, ama AB’nin zaten herhangi bir somut ilerlemenin önünü tıkayacak olmasına güveniyor.

Bundan çok emin değilim. Hukuksal ve temel haklar gibi hassas konularda müzakerelerin başlamasını önererek, Türkiye, Avrupa’dan Erdoğan ve AKP’ye yönelik son eleştirilerin bu konularda yoğunlaştığı bilinciyle, Avrupa’nın blöfünü görüyor. Ayrıca AB’nin Türkiye’nin açılmasını istediği bir başka fasıl olan enerji işbirliği (stratejik bir AB hedefi) konusunu tartışmayı daha fazla reddetmeyi sürdürmesi de zor. Top şimdi AB’de ve daha evvel söz konusu fasılların engellenmesine neden olan Güney Kıbrıs’ı vetosundan vazgeçmeye ikna etmek Berlin, Paris ve diğer Avrupa başkentlerine kalmış durumda.

Bana göre, Türkiye’nin nihai AB üyeliğine bağlılığının altını çizmesi, iki tarafı birbirine bağlayan eski bağların etraflıca yeniden değerlendirilmesinin bir parçası. Rusya’nın Suriye’ye doğrudan müdahalesinin başlamasından ve Moskova ile doğrudan bir çatışma riskinin ortaya çıkmasından bu yana, Erdoğan’ın Atlantik işbirliği söylemi dikkat çekici bir şekilde yumuşadı. İnternet sitesi Al Monitor’da Semih İdiz bunu şöyle formüle ediyor: “Sonuç şu ki, dengesiz coğrafi konumu göz önüne alındığında, Türkiye’nin NATO üyeliği, Erdoğan’ın ya da Ankara’daki herhangi birinin vazgeçmeyi göze alabileceği bir şey değil. Bu konum, Türkiye’nin çok taraflı bir savunma anlaşması ihtiyacının yakın gelecekte devam edeceğini garanti ediyor.”

AB ile olan durum da aynı şekilde. Mevcut Avrupa liderleri ile Erdoğan’ın birbirlerinden pek hazzetmedikleri açık. Ama zaten Avrupa-Türkiye işbirliği ya da hatta bir gün Türkiye’nin AB üyesi olması da, koşulsuz ve derin bir muhabbete dayanmıyor. Karşılıklı çıkarların ve bağımlılıkların kabulüne dayanıyor. Bu ilişki daima, her iki taraftaki çok sayıda şüphecinin beklediğinden ve/veya tercih ettiğinden daha uzun sürebilecek bir mantık evliliği olacak.

17.10.2015 09:47