TAKİP ET

Mülteciler konusunda Türkiye’ye baskı artıyor

Almanya ve diğer birkaç Avrupa ülkesi, hâlâ yılbaşı gecesi Köln’de olanların etkisi altında.

Şehrin kalbindeki geleneksel kutlamalar sırasında, ekserisi kadın yüzlerce kişi, görünüşe göre çoğu Kuzey Afrika ya da Ortadoğu’dan gelen sarhoş genç erkek grupları tarafından soyuldu ve/veya bu grupların cinsel tacizine maruz kaldı.

Bu olay, göç ve mülteciler konusunda sert bir tartışmaya yol açtı. Alman hükümetinin Suriyeli mülteciler konusundaki liberal politikasına karşı olanlar, Köln’deki şiddet ve tehdidin, tam da hep en başından beri korktukları şey olduğunu söylüyor.

Popülist radikal parti Almanya için Alternatif (AfD) ve yabancı düşmanı Pegida hareketi, bu durumu Almanya Başbakanı Angela Merkel’i Suriyeli mültecilere yönelik kucak açma politikasına son vermeye zorlamak üzere kullanıyor. Her ne kadar o gece tam olarak ne olduğu, olayın organize olup olmadığı ve kaç tane sığınmacının olaya müdahil olduğu hâlâ belirsiz olsa da, olaylardan dolayı duyulan öfke ve infialin sonucunda, genel olarak mülteciler ile yabancılar arasında ya da yeni gelenler ile uzun zamandır ülkede yaşayanlar arasında artık ayrım yapılmıyor.

Göç karşıtı popülistler, her zaman haklı olduklarını iddia ederken, Merkel’in politikasını destekleyenler, can havliyle dengeli bir cevap formüle etmeye çabalıyor. Şüphelilerin etnisitelerinin oynadığı rol ve mevcut mülteci dalgasının çoğunluğunu oluşturan çok sayıda genç erkeğin cinsel ahlaklarına dair bir sorun olduğu inkâr edilemez. Öte yandan, liberaller ve solcular, haklı olarak, bir grup insanın üzücü davranışından dolayı 1 milyon mültecinin suçlanmasına karşı uyarıda bulunuyorlar.

Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapmaya ilişkin sorunlara dair, kimi zaman histeri sınırına ulaşan hararetli tartışmaların, milyonlarca Suriyeli mülteci ile başa çıkmanın en iyi yolunun bulunması için AB ile Türkiye arasında gerçekleşen görüşmeler üzerinde kesinlikle etkisi var. Geçen yılın sonunda, Brüksel ve Ankara, düzgün bir şekilde uygulanması halinde her iki tarafa fayda sağlayacak olan bir anlaşmaya varmıştı.

AB içinde, Angela Merkel’e ve anlaşmanın diğer taraftarlarına, mümkün olduğunca çabuk somut sonuçlar ortaya konulması yönündeki baskı artıyor. Bunun haricinde, hoşnutsuz ve şüpheci seçmenlere, yeni gelen mülteci sayısının düşmekte olduğu ve bu yüzden de zaten ülkeye gelmiş olanlarla daha iyi ilgilenme olasılıklarını arttığı gösterilebilir.

Pazartesi günü, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve AB-Türkiye anlaşmasının ifasından sorumlu olan Frans Timmermans, ilerleme(sizliği) tartışmak üzere Ankara’daydı. Son iki ayda, Türkiye’den Avrupa’ya gelen Suriyeli mülteci sayısında ciddi anlamda bir düşüş yaşanmadı. Timmermans, Türk hükümetine Suriyeli mülteci çocuklar için okul açılmasına öncelik vermesi için baskı yaptı. Brüksel’den gelen baskıya karşılık olarak, hükümet sözcüleri, daha fazla Suriyeliyi Türkiye’de kalmaya teşvik etmesi gereken bir önlem olarak, mültecilere, her ne kadar belli sınırlarla da olsa, süratle çalışma izni verilmesinin uygulamaya konulacağını duyurdu.

Her iki tarafın da üzerinde anlaşılan senaryoya uymakta zorluk çektiği aşikâr. Türk hükümeti, AB’nin taahhüdünü yerine getirme yetisinden şüphe ediyor ve hepsinden öte, çok sayıda Suriyelinin gerçekten ülkede kalmaya karar vermesi ve bunu yaparak zaten gerilmiş olan Türk emek piyasasında daha fazla rekabet yaratması halinde yaşanabilecek bir dahili geri tepmeden korkuyor. AB hükümetleri, bilhassa Köln’deki olaylardan beri, yeni gelen mülteci akışını durdurmaları yönünde artan bir baskı altında ve eski ve yeni mültecilere karşı sert tavır almaları isteniyor.

Suriyeli mülteci krizi, geçmişte çok fazla sığınmacı kabul etmiş olan AB ülkelerinde açık sinir haline gelmiş durumda. Bu hassasiyete dokunan herhangi bir olay ya da gelişme, AB-Türkiye ilişkilerinde derhal yankısını bulacaktır. Birkaç ay içinde somut sonuçlar ortaya konulana dek, her iki tarafın da bu öngörülemez durumla başa çıkmak için soğukkanlı olması gerekecek.

13.01.2016 16:00