TAKİP ET

Kafasız ve kalpsiz

Göç, çoğu insan gibi benim de yakın zamana kadar günlük hayatımın parçası olan bir olgu değildi.

Altı yıl evvel Türkiye’ye taşınmış, aslında göçmen olan biri için bu, kulağa tuhaf gelebilir. Elbette kastettiğim, doğduğunuz ülkeyi terk edip başka bir yere yerleşmek yönünde aldığınız bireysel, gönüllü kararlar değil.

Savaşın, baskının ya da yoksulluğun sonucu olarak gerçekleşen kitlesel, zorunlu göçten bahsediyorum. Bu konu hakkında çok okudum, sayısız televizyon programı ve belgesel izledim, birçok kez bu konuyla ilgili tartışmalara katıldım ve yazdım. Politikacıyken Ortadoğu ve Balkanlar’da birkaç mülteci kampını ziyaret ettim. Yine de göç, profesyonel yaşamının bir parçası olarak kaldı ve özel yaşamıma sirayet etmedi.

İki hafta önce nispeten küçük ve önemsiz bir olay bu durumu tamamen değiştirdi. Her zaman olduğu gibi, Bodrum kıyısında, bölgenin geri kalanını etkisi altına almış olan bina istilasından kurtarılabilmiş yeşil bir bölgede köpeklerimizi gezdiriyorduk. Birkaç kilometre ötedeki Yunan adaları Kos ve Leros net olarak görülebiliyordu.

Aniden her yere dağılmış küçük çöp yığınlarına denk geldik. Sorumsuz insanların burada güzel zaman geçirip sonra çöplerini bırakıp gittiklerini düşünerek lanet okumaya başlamıştım bile. Ama sonra şeker kâğıtları ve boş su şişelerinin haricinde botları şişirmek için kullanılan iki alet, üzerinde Arapça yazılar olan sigara paketleriyle atılmış çantaları ve giysileri fark ettik.

Birden olay netleşti: Bunlar bir partiden artakalanlar değildi, göçmenleri, kuvvetle muhtemel de Suriyelileri, küçük bir bota bindirip gece çok yakın mesafedeki Yunan adalarına doğru yola çıkaran kaçakçılar tarafından kullanılmış eşyalardı. Ertesi gün bunun bir seferlik bir çaba olmadığını, günlük ya da daha ziyade gecelik bir rutin haline gelmiş olduğunu gösteren yeni kanıtlar bulduk.

Beklenmedik şekilde, hakkında çok fazla şey okuduğum ve duyduğum bir şey –Türkiye’den Yunanistan’a ulaşmaya çalışan mültecilerin sayılarının yükselişi– hemen yakınımızdaki somut bir gerçeklik haline gelmişti. Arkadaşlarla Kos’taki yetkililerin hazırlıksız oluşları, adada yaşayanların verdikleri karışık tepkiler ve yoksul göçmenlerden rahatsız olup giden turistler hakkında tartışmaya başladık.

Çok sayıda Avrupa gazetesi Yunan adalarındaki bu çarpıcı olayları manşet yaptı ve ülkelerindeki vahşetten kaçmaya çalışan Suriyelilerin yürekler acısı hikâyelerine yer verdi. Hem bunalmış Yunanlılarla hem de kaçan Suriyelilerle empati kurmak zor değildi. Kıyılarına ulaşan binlerce beklenmedik ziyaretçiyle baş etme konusunda sorunlar yaşadıkları için Yunanlıları gerçekten suçlayabilir misiniz? Ya da başa çıkabilecekleri göçmen sayıları konusunda ciddi şüpheler taşıdıkları için diğer Avrupalıları suçlayabilir misiniz? Diğer taraftan, aileniz için Avrupa’da daha iyi bir hayat arayan bir Suriyeli olsaydınız, siz aynı şeyi yapmaz mıydınız?

İngiliz göç uzmanı Paul Collier, Avrupa’da halihazırda süren göçmenler ve mültecilerle ilgili tartışmayı şu ifadeyle anlamlı bir şekilde özetliyor: “Göç konusundaki tartışma iki pozisyonda kutuplaşıyor: Kalpsiz olan ve kafasız olan.

Kalpsizler, Avrupa’nın kapısını çalan insanların ihtiyaçlarını ve acılarını görmek istemeyen ve sadece Avrupa’nın bu insani felaketle başa çıkma kapasitesinin sınırlarına vurgu yapanlar. Kafasızlar, Yunanistan ve diğer Avrupa ülkelerinin kapılarını açması, ülkelerine girmek isteyen tüm insanlara kalacak yer sağlamaları ve çok sayıda Avrupalının kitlesel göçün toplumları üzerindeki etkileri hakkında artan çekincelerini hesaba katmaması gerektiğini düşünenler.

Evet, Avrupa, muazzam göçmen sayılarıyla karşı karşıya olan Yunanistan’a ve diğer ülkelere daha fazla yardım etmeli. Ve elbette gelecekte AB politikaları, Suriyelileri, Afganları ve Somalilileri ülkelerinden kaçmak zorunda bırakan siyasi ve ekonomik koşulları önleyecek şekilde uygulanmalı. Ama bu yapısal çözümler, yarın ve ondan sonraki gün yeni göçmenlerin gelmesinin önüne geçmeyecektir.

Avrupa’nın önündeki zor iş kalpsiz ve kafasız arasındaki orta noktayı bulmak. Biliyorum, söylemek yapmaktan daha kolay, ama bunun başka yolu da yok.

16.08.2015 18:00