TAKİP ET

Kılıçlar çekildi

İktidar partisi içerisindeki büyük ayrımları ortaya çıkaran patlama kimse için sürpriz olmamalı.

Asıl hayret verici olan, bunun daha önce yaşanmaması. Bir partinin neredeyse aynı kadroyla art arda seçim kazandığı diğer ülkelerde bu tür çatlaklar çok daha erken ortaya çıkardı. AKP için sarf edilen, ‘Türk tarihinin rotasını değiştirmeye kararlı güçlü liderliğe sahip birlik beraberlik içinde bir parti’ gibisinden gösterişli laflara rağmen, çok farklı karakterlere ve nispeten zıt görüşlere sahip politikacıların günün birinde herkesin önünde şiddetli şekilde birbirine girmesi kaçınılmazdı.

Erdoğan’ın Gül’den cumhurbaşkanlığını almasından ve klasik Makyavelci bir tarzda AKP’yi birlikte kurduğu Gül’ü bir kenara itmesinden beri, parti içindeki çatırdamaların büyüdüğüne şüphe yoktu. Gururlu ve mağrur bir başbakan söz konusuyken, her ne kadar Davutoğlu o makama Erdoğan tarafından getirilmiş olsa da, Erdoğan’ın günlük hükümet rutinine daimi müdahalesi rahatsız edici olmaya başlayacak ve bu an er ya da geç gelecekti. Buna, tekrar seçime girmelerine izin verilmediği için siyasi kariyerleri neredeyse sona eren onlarca milletvekilinin varlığını da eklerseniz dört başı mamur bir siyasi fırtına elde edersiniz.

En ilginç soru, bundan sonra ne olacağı. Bülent Arınç, muhtemelen kendisini yerden yere vurmaya devam edecek olan partideki Erdoğancılara ve ona entegre olmuş medyaya karşı kendisini savunurken muhakkak zor zamanlar geçirecek. Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Arınç’ın derhal istifa etmesini isteyerek attığı ilk taşın ardından Arınç’ın sırtına hançeri saplayacak sıradaki kişi acaba kim olacak?

Yoksa Erdoğan, süren parti içi çatışmanın hızla seçim intiharına dönüşebileceğini ilk fark eden kişi olarak hepsini çağırıp bir durum değerlendirmesi mi yapacak? Ve şimdiye dek dikkat çekici bir şekilde suskunluğunu koruyan Davutoğlu ne yapacak? Yardımcısının yanında durup hükümetinin özerkliğini savunacak mı, yoksa saraydan gelen talimatlara boyun eğerek Erdoğan hâlâ çok güçlü olduğundan ve doğal iktidar partisi olarak AKP’nin bitişinin başlangıcına neden olan kişi olarak tarihe geçmemek kaygısıyla Arınç’ı gözden mi çıkaracak?

AKP içindeki bütün esas aktörlerin açık bir şekilde kazanan tarafın yanında yer alabilmenin hesabını yaparak önümüzdeki aylarda kendilerini nasıl konumlandıracaklarını izlemek ilginç olacak. Pek çok AKP muhalifinin yorumları okunduğunda, AKP döneminin sonuna gelmesi ya da Erdoğan’ın kaçınılmaz olarak popülerliğini yitirmesi yönünde çokça hüsnükuruntu olduğu sonucuna varılabilir. Burada biraz ihtiyatlı olmakta fayda var.

AKP hâlâ uzak ara çarkları en iyi işleyen seçim aygıtı konumunda. Ve eğer Erdoğan hükümetle yaşanan mevcut tartışmadan, bir kez daha, bu tarz anlaşmazlıkların tüm yetkinin tek kişiye verilmesiyle önleneceği iddiasıyla güçlü bir başkanlık sistemine olan ihtiyacı vurgulamak üzere istifade ederse hiç şaşırmayın.

Fakat son birkaç gündür tanık olduğumuz ağız dalaşı sadece parti içindeki büyük kavgalarla ilgili değil. Aynı zamanda barış sürecine de çok olumsuz bir şekilde temas ediyor. Evet, Erdoğan’ın artık bir Kürt sorunu olmadığı yönündeki ısrarı, MHP’ye kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu milliyetçi oyları geri kazanma çabasıyla oynadığı, bir yandan da Davutoğlu’nun muhafazakâr Kürtleri AKP’nin Kürt sorununa çözüm getirebilecek tek parti olduğuna ikna etmeye devam ettiği, klasik bir ‘iyi polis-kötü polis’ oyunu olabilir.

Beni kaygılandıran şey, Erdoğan’ın ısrarla bir Kürt sorununun varlığını inkâr ederek ve Kürt muhataplarını samimi bulmadığını ifade ederek, toz duman dağıldıktan sonra yola devam etmek için gerekli olan temel güveni hızla tahrip ediyor olması. Dünyanın dört bir yanından örnekler gösteriyor ki, (eski) terörist hareketler ile hükümetler arasında on yıllardır süren şiddetli mücadelelerin ardından barışçıl bir çözüme ulaşmak üzere gerçekleştirilen müzakereler, ancak her iki tarafın temel aktörlerinin de sahiden işin içinde olduklarına dair ortak bir içgüdüsel duyguyu paylaşmasıyla başarıya ulaşabiliyor.

Dürüst olmak gerekirse, bu görüşmelerdeki HDP temsilcilerinden biri olsaydım, masanın öte tarafında hâlâ ipleri elinde tutmakta olan şahsın samimi olduğuna ve kendi şahsi çıkarı yüzünden namütenahi ertelemeleri oynamadığına inanmakta daha fazla güçlük çekiyor olurdum.

25.03.2015 18:30