TAKİP ET

“Küçük Amerika”: Türkiye’deki silahlar

Bir hafta önce Dylann Roof adlı 21 yaşında beyaz bir genç adam, ABD’nin Güney Karolina eyaletinin Charleston kentindeki Emanuel Afrika Methodist Episkopal Kilisesi’nde hepsi siyahi olmak üzere dokuz kişiyi öldürdü.

Polis kısa süre içinde Roof’un beyazların üstünlüğüne inanan ateşli bir ırkçı olduğunu ortaya çıkardı. Roof kurbanlarını öldürürken, “Bunu yapmak zorundayım. Kadınlarımıza tecavüz ediyorsunuz, ülkemizi elimizden alıyorsunuz.” diye bağırmıştı.

The New Yorker dergisinde John Cassidy, pek çok ABD vatandaşının ve daha da çok Amerikalı olmayan insanın duygularına, şu cümlelerle tercüman oldu: “Silahlı katliamlar hakkında yazarken zorlandığımı itiraf ediyorum. O kadar tanıdık ve o kadar sarsıcı vakalar ki bunlar. Neredeyse daima beyaz olan yabancılaşmış bir ergen irisi, bir silah veya silahlar alıyor ve öldürebileceği kadar çok insan öldürerek şeytanlarını çıkartıyor. Bunu hepsi birbirinden farksız ve bildik medya yaygaraları, saatler süren televizyon yayınları, ciddi gazetelerdeki upuzun haberler, kurbanların yürek parçalayıcı hayat hikâyeleri ve “niye böyle oldu?” başyazılarından müteşekkil bir furya takip ediyor. Bayraklar yarıya indiriliyor. Siyasetçiler, bilhassa katliamın yaşandığı bölgeyi temsil edenler, silah denetimi ile ilgili bir şeyler yapılması gerektiğini söyleyip duruyor.”

Cassidy bunun ardından son dönemdeki bütün meşum okul katliamlarından, ABD’deki ırkçılığın hâlâ hazmedilmemiş tarihinden, kişisel silahlar sebebiyle her yıl gerçekleşen 33 bin ölümden ve geçmişte başarısızlıkla sonuçlanan silah denetimi çabalarından dem vuruyor. Başkan Obama’nın Charleston cinayetlerinin ardından, meselenin özünü ortaya koyan şu sözlerine atıfta bulunuyor: “Yeryüzündeki diğer ileri ülkelerin hiçbirinde bu sıklıkta ve ölçekte cinayetlere rastlamıyorsunuz. Her ülkede şiddet müptelası, nefret dolu veya akıl sağlığını yitirmiş insanlar var. Farklılık o ülkelerde silahlara bu kadar kolay ulaşılamamasından kaynaklanıyor.”

Fakat Cassidy, Charleston katliamının çok fazla bir etkisi olacağından umutlu değil. “Şiddet ve sorun döngüsü devam edecek,” diye yazıyor.

ABD’yi özel bir vaka diyerek etiketlemek (ki öyle) ve dünyanın geri kalanında bu konuda daha iyi düzenlemeler olduğu sonucuna varmak işten değil. Ancak Türkiye’nin durumuna bakıldığında bu tehlikeli bir yanıltıcılık içeriyor. Silahlardan konuşurken Türkiye’nin sık sık “küçük Amerika” diye anılması boşuna değil. Rakamlar ABD’deki kadar abartılı değil, fakat bazı önemli verileri paylaşmak isterim:

-Türkiye’de her yıl 3 bin kişi kişisel silahlar sebebiyle ölüyor.

-Son on yılda ruhsatlı, bilhassa da ruhsatsız silah sayısı on kat arttı.

-Ruhsatlı silahların sayısının yaklaşık 2,5 milyon, ruhsatsız silahların sayısının ise 5,5 milyon olduğu tahmin ediliyor. Bu da Türkiye nüfusunun onda birinin bir silaha sahip olduğu anlamına geliyor.

-Aileleri dahilinde silaha ulaşabilecek kişi sayısı tahminen 40 milyon.

Bu rakamların büyük kısmı, 1993’te iki ailenin silahlı şiddete kurban verdiği dört çocuğun anısına kurulan Umut Vakfı’ndan geliyor. Vakıf Türkiye’deki silah denetimi kampanyasının öncülüğünü yapıyor ve kişisel silahlanmanın azaltılması için hükümete baskı yapmayı ve kamuoyunda farkındalık yaratmayı hedefliyor. Umut Vakfı’ndan Tanzer Gezer’in geçenlerde yaptığı açıklamada, güvenlik, gelenek ve hobi gibi gerekçelerle kişisel silahlanmanın teşvik ve kabul edilmesine şu sözlerle karşı çıkılıyordu:

“Silahlar, sadece evde bulundurulacak olsalar bile, insan hayatını tehdit ediyor. Suç oranlarındaki artış, medyadaki savaş görüntüleri ve kanlı şiddet olaylarına tanıklık… bunların hepsi insanları güvensiz bir dünyada yaşadıklarına ve silah edinmek istediklerine inandırıyor. Oysa güvensizlik hissiyatına verilecek doğru tepki, devletten güvenlik talep etmek olmalıdır. İnsanların yaşam hakkını hepimiz savunmalıyız.”

Bugünlerde Ankara’da şekillenmekte olan yeni koalisyon hükümetinin pek çok başka önceliği olacağını biliyorum. Fakat belki manşetlere bir göz atılırsa, bazı sorumlu siyasetçiler oturup Türkiye’nin silahlar ve silaha bağlı ölümler konusunda ABD’nin yolundan gitmesini önlemenin yollarını konuşabilir. Böyle bir gidişata ancak kötü yürekli insanlar razı olabilir. Hiçbir Türk siyasetçi kaçınılmaz ve durdurulamaz olduğu düşüncesiyle bu eğilimi sineye çekmemelidir.

O veya bu sebeple ABD hiçbir zaman, Charleston’dan sonra bile, ders almayacak belki. Fakat Türkiye gereken dersi çıkarmalı, öyle değil mi?

24.06.2015 09:30