TAKİP ET

Herkese eşit kapsayıcılık lütfen!

Türkiye, bu hafta sonu Antalya’da G-20 zirvesine ev sahipliği yapacak. Zirve, bütün büyük dünya liderlerinin, her zamanki gibi, küresel ekonominin mevcut durumunu tartışmak üzere bir araya geldiği büyük bir şov olacak.

İlaveten, Obama ve diğer liderler mülteci krizi ve Suriye’deki savaş gibi acil konuları da gündeme alacaklar. Hiç kimse herhangi bir somut sonuç ya da eylem beklememeli.

Bu toplantı, aynı zamanda, tıpkı yakında New York’ta yapılacak yıllık BM Genel Kurulu toplantısı gibi, kudretli olan ile nüfuzlu olanın birbirini daha iyi tanıyabildiği az sayıdaki fırsattan biri. Kudretliler ve nüfuzlular arasındaki iyi atmosfer önemli ve günün birinde tartışmalı kararların alınmasına ihtiyaç duyulduğunda işe yarayabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bilhassa ülke içinde, bugünlerde ihtiyaç duyulan lider devlet adamlarından biri olarak görünmek için elinden geleni yapacağından eminim. Onu diğer dünya liderleriyle rahat bir şekilde sohbet ederken görebileceğiz ve ilk bakışta, Erdoğan Türkiye’yi ve kendisini dünyanın geri kalanı tarafından saygı duyulan temel küresel oyunculardan biri olarak resmetmeyi başarmış görünecek. Ancak yüzeyin altında, ilişkiler Erdoğan’ın bizim inanmamızı isteyeceği kadar ahenkli olmayabilir. Obama ve Merkel de gazeteleri okuyorlar ve muadillerinin çoğu gibi onlar da Türkiye’deki durumun birkaç konuda çok sorunlu olduğunun ziyadesiyle farkındalar. Görünüşe göre, Obama, Türkiye’de eleştirel medyaya ve iktidar partisine muhalefet yapan diğer çevrelere yönelik baskı konusunu gündeme getirmeyi planlıyor.

Birkaç başbakan ve başkan, kapalı kapılar ardında, Erdoğan ve Davutoğlu’na Türkiye’nin mülklere yasa dışı el koymaya ve hazzetmediği şirketleri taciz etmeye son vermesi gerektiğini söylerse şaşırmam. Eğer Türkiye, yakın gelecekte 10 lider ekonomiden biri olma hedefinde hâlâ ciddiyse, ticaret ortamını geliştirmeli ve ülkenin yurtdışındaki ve yabancı yatırımcılar nezdindeki imajına zaten zarar vermiş olan intikam eylemlerini durdurmalı.

G-20 katılımcılarından biri Türk liderlere “kapsayıcılık” derken neyi kastettiklerini de sorabilir. G-20 başkanlığı boyunca Türkiye üç alana odaklandı: Kapsayıcılık, yatırım ve uygulama. Daily Sabah’taki yazısında, Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın ‘kapsayıcılığı’ zekice makro-ekonomik konularla sınırlamış. Kalın’a göre, kapsayıcı büyüme, küçük ve orta büyüklükteki ticari teşebbüslerin ulusal düzeyde desteklenmesi ve düşük-gelirli gelişmekte olan ülkelerin de küresel düzeyde desteklenmesi anlamına geliyor. Her ikisi de tüm G-20 ülkeleri tarafından desteklenmeyi hak eden takdire şayan hedefler.

Ancak, Erdoğan ve Davutoğlu’nun ‘kapsayıcılık’ kavramının anlamını böylesi bariz bir şekilde sınırlaması zor olacaktır. Herkesi kapsamak ve hiç kimseyi hariç tutmamak, sadece küçük ticari teşebbüsler ya da yoksul ülkelerle ilgili değil. Türkiye’yi ve iktidar partisini, kapsayıcı liderler olarak sunmak, aynı zamanda görüş farklılıklarını kabul etmek ve ortak bir zemin arayışına girme yönünde bir istekliliğe de delalet ediyor. Rusya Devlet Başkanı Putin ve Çinli muadili Xi Jinping hariç, diğer G-20 katılımcılarının çoğu bu hafta sonu Erdoğan’a bunun bugünün Türkiye’sine dair edindikleri izlenimi yansıtmadığını söyleyecekler.

AB İlerleme Raporu’nun mevcut Türkiye liderliğinin kapsayıcı olmayışını resmeden bazı temel bulgularından bahsetmek isterim:

“Rapor, hukukun üstünlüğü ve temel haklar bağlamında baştan başa olumsuz bir eğilimin mevcudiyetinin altını çizer… Yargının bağımsızlığı ve güçler ayrılığı ilkeleri 2014’ten beri baltalanmaktadır ve savcılar yoğun siyasi baskı altında… Yolsuzluk yaygın olarak algılanıyor. Üst düzey yolsuzluklara ilişkin soruşturma ve adli takibat davalarında yürütmenin yasa dışı etkisi, büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor… İfade hürriyeti alanında birkaç yıllık ilerlemeden sonra, geçen iki yılda ciddi bir gerileme görüldü. Gazetecilere, yazarlara ya da sosyal medya kullanıcılarının aleyhine devam eden ve yeni davalar, gazetecilerin ve medya gruplarına yönelik tehditlerin yanı sıra yetkililerin medya özgürlüğünü daraltan eylemleri, oldukça endişe verici.”

Erdoğan ve Davutoğlu, kendilerini modern, kapsayıcı liderler olarak sunmaya çalışacaklar. Bu numara, Türk nüfusunun yüzde 50’si için işe yarayabilir. Ama bu hafta sonu G-20’de ağırlayacakları konuklarını aldatamayacaklar. 13 yıllık AKP hâkimiyetinin bir sonucu olarak, Türkiye, ileriye doğru herhangi bir ekonomik ya da demokratik somut adım atması son derece zor olacak, hayli kutuplaşmış bir ülke.

11.11.2015 18:52