TAKİP ET

Hadi!

Bugünlerde Türk arkadaşlarımın çoğu son derece karamsar bir ruh hali içinde.

Yakın zamanda işlerin daha iyiye doğru değişeceğine dair umutlarını tamamen kaybetmiş durumdalar. Onlara göre, 1 Kasım seçiminin sonucundan bağımsız olarak, Erdoğan, Ankara’ya hükmetmeye devam edecek ve bu da Türkler ile Kürtler arasında bir iç savaşın gerçek bir ihtimal olduğu, IŞİD’in terör saldırılarını sürdüreceği, muhalif medya üzerindeki baskının dayanılmaz bir hal alacağı ve ekonominin tepetaklak olacağı anlamına geliyor.

Bu denli karamsar olmanın sebep listesi hayli uzun ve tahmin ediyorum ki bu gazetenin okuyucuları mevzubahis listeye bir hayli aşina. Geçen haftadan sadece birkaç örnek vermek gerekirse: Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, AKP’nin tek parti hükümeti kuramaması halinde, Türk seçmenleri, 1990’ların faili meçhul cinayetlerinin sembolü haline gelmiş olan bednam beyaz Toros’ların geri dönecek olmasıyla tehdit etmesi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, IŞİD, PKK ve Suriye gizli servisi tarafından gerçekleştirilen ortak bir eylem olduğunu iddia ederek, Ankara bombalamasının bir IŞİD operasyonu olduğu (ve Türk istihbarat servislerinin muazzam güvenlik fiyaskosu sonucu gerçekleştiği) yönündeki tüm kanıtları reddetmesi. Daha fazla gazetecinin ve gencin cumhurbaşkanına hakaretle suçlanması… vs. vs.

Yanlış anlaşılma olmasın: Bunların hepsi haziran seçimlerinden bu yana birçok başka olayın önüne geçen son derece ciddi vakalar. Bu vakalar, Türkiye’nin kritik bir durumda olduğuna ve 2002-2010 arasında gerçekleşen olumlu gelişmelerin çoğunun tersine dönme ya da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna inanmak için haklı sebepler teşkil ediyor.

Benim derdim bu analizle değil: Beni kaygılandıran, aralarında bu sayfalarda yazan bazı meslektaşlarımın da bulunduğu pek çok Türk’ün, Türkiye’nin çoktan uçuruma yuvarlanmaya başladığı ve bu dramatik düşüşü durdurabilecek hiçbir şeyin bulunmadığı sonucuna varmış olmaları. Bazı arkadaşlarımla konuştuğumda ya da bazı yazıları okuduğumda, sanki mümkün olan tek seçenek evde oturup başımıza yorganı çekmek, bedbaht ve umutsuz hissetmek ve günün sonunda haklı olduğunuzu söyleyecek haberler gelinceye dek beklemek gibi görünüyor.

İnsanları Türkiye’nin kaçınılmaz gibi görünen trajedisini kabul etmeye iten ve eyleme geçme cesaretlerini kıran bu “olan oldu, geçmiş olsun” halini kabul etmeyi reddediyorum. Bugünün sert koşulları altında bile olsa, felaket tellalları tarafından Türkiye’yi vuran bir tür doğal felaket gibi resmedilen tüm bu bunaltıcı, üzücü gelişmelere karşı çıkmaya çalışmanın anlamlı olduğuna derinden kaniyim.

Oy ve Ötesi’nin bir kez daha binlerce gönüllüyü seçim günü sandık başına gidip seçimin usulüne uygun bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemeye ikna etmiş olduğunu görmek beni mutlu ediyor. Tüm bu oyunlara ve tehditlere rağmen, çoğu seçmenin hazirandaki duruşunu koruduğunu ve Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarına daha fazla zarar vermemesi için iktidar partisini durdurmaya kararlı olduğunu görmek beni çok etkiliyor. Tüm baskılara ve tehditlere rağmen, HDP’nin olumlu, geleceğe dönük bir kampanya yürüttüğünü ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun adım adım partisini ultra-Kemalistlerin elinden alıp AKP’den kaçan seçmenler için güvenilir ve sorumlu bir alternatif olarak sunmayı başardığını görmek güzel.

Türkiye’de herhangi bir değişim olacağından umudu kesmiş görünen bütün karamsar Türklere çağrım, yorganın altından çıkıp hâlâ işlerin daha farklı ilerleyebileceğine inananlarla bir araya gelmeleri. Yenilgiyi baştan kabul etmenin kimseye faydası olmayacaktır. Aksine, Türkiye’nin seçimden önceki son bir haftada ihtiyacı olan şey, bugünlerde Türkiye’de durumun gerçekten kötü olduğunu reddedecek değil, arkadaşlarını ve akrabalarını buna ikna edecek insanlar. Bu insanlar, aynı zamanda, çok sayıda sorun karşısında hissiz olmanın da mevcut hükümetin tam da yapmamızı istediği şey olduğu konusunda net olmalılar. Şimdi ayağa kalkmanın; çökmüş ve kayıtsız olmaya devam etmenizi isteyen güçlerle mücadele etmenin vaktidir. Demokrasi, hiçbir zaman hiçbir ülkeye siyasi liderlik onu halka gönüllü olarak vermek istediği için gelmedi. Yönetici elite karşı koymalı ve meydan okumalısınız. Gelecek pazar böyle bir an. Hadi!

25.10.2015 08:42