TAKİP ET

Gizli AB hükümeti yine iş başında

Alman gazetesi Die Tageszeitung’un birinci sayfası her şeyi anlatıyordu. Fotoğrafta Avrupa’daki aşırıcı sağcı popülist partilerin liderleri yan yanaydı: Marine le Pen, Geert Wilders, Nigel Farage vb.

Başyazının başlığı “Gizli AB hükümeti”; spotta ise şu ifadeler yer alıyordu: “Göçmen zirvesi: Birkaç devriye gemisi daha, fakat daha çok göçmen alma niyeti yok. AB’nin kararlarını göçten ve aşırı sağcı partilerin artan gücünden duyulan korku belirliyor.”

AB liderlerinin geçen perşembe, Akdeniz’deki göçmen felaketleriyle ilgili düzenlediği acil durum toplantısının kusursuz (aynı zamanda son derece rahatsız edici) özetiydi bu satırlar.

Zirvenin en somut sonucu, Avrupa’ya doğru yol alırken boğulan göçmenlerin sayısının artmasını engelleyecek devriye operasyonlarına ilave fon ayrılmasıydı. 19 Nisan’da Libya açıklarında gerçekleşen tek bir kazada 700 ile 900 arası insan hayatını kaybetti. Elbette daha fazla can kurtarmak gerekli, fakat söz konusu karar daha önce yapılan trajik bir hatayı açığa vurdu ve düzeltti. 2013 ve 2014 yıllarında Mare Nostrum (Bizim Deniz) adı verilen İtalyan operasyonu İtalya ve Kuzey Afrika arasındaki sularda seyreden teknelerde muhtaç durumda olan 150 bin insanı kurtarmıştı. AB’nin geri kalanından gelen baskıyla operasyon durduruldu, çünkü birçok Avrupa hükümeti başarılı kurtarmaların daha fazla mülteciyi bu tehlikeli deniz yolculuğuna atılmak konusunda cesaretlendireceğinden korkuyordu. Mare Nostrum’un yerine, AB sınır denetim birimi Frontex’in parçası olan ve daha küçük bir bütçeyle sınırlı imkânlara sahip bulunan Triton geçirildi. The Economist dergisinin gayet sert ve çıplak ifadesiyle: “AB öylece durup bir yığın masum insanın boğulmasını, böylece arkadan gelmeyi düşünenlerin caydırılmasını öneriyordu. Bu mantık yanlış olmasının yanı sıra, ahlaken mide bulandırıcıydı.”

Triton artık daha fazla para alacak, fakat yine sadece İtalya ve Malta açıklarındaki tekneleri arayacak; sözgelimi 19 Nisan trajedisinin yaşandığı Libya sularıyla ilgilenmeyecek.

AB liderleri başka kararlar da aldı, fakat bunların önemli bir bölümünün uygulanması pratik ve hukuki sebeplerle (mesela kaçakçıların kullandığı gemilerin imha edilmesi) ya da aşılamaz siyasi engellerden dolayı (sınırlı sayıda göçmenin AB ülkelerine dağıtılmasını öngören bir deneme) zor görünüyor. Zirvenin sonucu pek çok çevre tarafından eleştirildi; Uluslararası Af Örgütü, varılan anlaşmayı “insanları değil, durumu kurtarma gayreti” diye niteledi.

AB’nin Avrupa’nın peşini yıllardır bırakmayan bu meselede doğru yolu bulması niye bu kadar zor? AB siyasetçileri için bunun, çözmesi hiç de kolay olmayan bir sorun olduğunu dürüstçe söylemek lazım. Pek çok hassas ve karmaşık meseleye değinen bir sorun bu: Afrika’daki kronik azgelişmişlik, Ortadoğu’daki istikrarsızlık ve savaşlar, öte yandan AB dâhilindeki ulusal egemenlik ve yükü paylaşma tartışmaları. Ve Die Tageszeitung’un da işaret ettiği gibi, Avrupa’nın göçmenlerin gelişiyle insani ve medeni bir tarzda iştigal etme sorumluluğunu kabul eden kapsamlı bir plan ortaya koymanın aşırı sağcı popülistlerin değirmenine su taşıyacağı korkusu mevzu bahis. Aşırı sağcı partiler, yasa dışı hazine avcıları olarak gördükleri bu insanlara Avrupa sınırlarının tamamen kapatılmasını istiyorlar.

Göç uzmanlarının ve cesur siyasetçilerin sunduğu rasyonel ve açık fikirli çözümlerin zirvede varılan sonuçlara etki etmemesinin sebebi bu. İltica etmek isteyenlerin çoğunluğu Suriye ve Eritre’den geliyor. Sonu ölümle biten bir yolculuk için binlerce Euro ödeyen bu insanların başvuruları, komşu ülkelerdeki AB bürolarında işleme konabilir. AB ülkelerinin, başvurusu kabul edilenleri Avrupa’nın dört bir köşesine adil bir şekilde yerleştirecek bir mekanizma bulabilmeleri gerekir. Benzer akılcı çözümler iktisadi göçmenler için de öneriliyor. Fakat bu gibi öneriler, ancak Avrupa’daki ana akım siyasetçiler kendi ülkelerinde aşırılıkçılara karşı ayağa kalkmaya ve artık ulusal çözümlerin işe yaramadığını kabul etmeye gönüllü olduklarında ciddiye alınacak.

Eski Belçika başbakanı ve şu an Avrupa Parlamentosu’ndaki Liberal grubun lideri olan Guy Verhofstadt şunu söylerken korkarım ki haklıydı: “Biz Avrupalılar ne zaman kaybedilen hayatlara üzüldüğümüzü söyleyerek ikiyüzlülük yapmış oluyoruz, çünkü ortak bir politikaya sahip tek bir AB olarak harekete geçmediğimiz sürece bu felaketlerin çok geçmeden tekrar yaşanacağını biliyoruz.”

25.04.2015 11:30