TAKİP ET

Güle güle kömür, fakat Türkiye’de değil

“Tek bir gezegen, onu kurtarmak için de tek bir şans var. Paris İklim Konferansı’nda işte bunu yaptık.” Bu tweet geçen cumartesi yaklaşık 200 ülkenin iklim değişikliğiyle mücadele konusunda tarihi bir anlaşmaya vardığı Paris’teki ruh halini özetliyor.

Tweet’i atan kişi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi’nin (UNFCC) Genel Sekreteri Christiana Figueres. Figueres, geçen yıllarda, ortak bir zemin bulmanın sıkça imkansız göründüğü zorlu bir dönemde, zengin ve yoksul ülkeler arasında uzlaşma sağlanması sürecini canlı tutan kilit aktörlerden biriydi.

İki haftalık pazarlıkların ardından geçen hafta nihayet anlaşmaya varıldığında, en büyük övgüleri Paris Konferansı’nın başkanlığını yapan Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius aldı. Kuşkusuz hak ediyordu da, fakat dışarıdan bakan birçok insan şunu unutuyor: COP21 diye anılan Paris Konferansı, UNFCC’nin düzenlediği bir toplantılar silsilesinin sadece son halkasıydı. BM’ye yönelik birçok alanda etkisiz ve güçsüz olduğuna dair haklı eleştiriler var, ama şunu da teslim etmek gerek: İklim değişikliği gibi karmaşık ve hassas bir konuda, böylesine çeşitli ve farklı menfaatler söz konusuyken, onca ülkeyi ancak BM birleştirebilirdi. Ortak küresel eylemin bu nadir örneğinin arkasındaki görünmez, fakat yeri doldurulamaz güç BM’den başkası değildi.

Paris Anlaşması, gerek çevre aktivistleri gerekse iş dünyasının mütereddit loibicileri tarafından, ileriye doğru atılmış dev bir adım olarak karşılandı. İlk kez 196 ülke, mümkün olan en kısa sürede küresel ısınmayı sınırlamak ve sera gazı salınımlarını durdurmak amacıyla birlikte çalışmayı kabul etti. Her ülke bunu tam olarak nasıl yapacağına karar vermekte özgür, fakat bütün bu ulusal planlamalar düzenli olarak gözden geçirilecek; böylelikle gelecek yıllarda sorun daha acil ve görünür hale geldikçe, sorunun çözümüne daha fazla para ve enerji vakfetme iradesinin de o oranda güçlenmesi umut ediliyor. Beklentiler, temiz teknoloji ve yenilenebilir enerjinin önümüzdeki on yıl zarfında daha ucuz ve yaygın hale gelecek olmasına dayandırılıyor. Bu aynı zamanda biraz iyimser de bir yaklaşım, zira Paris’te sunulan ulusal planların toplamı, geçen hafta açıklanan hedef itibarıyla, küresel ısınmayı 2 derecenin “epey altına” indirmeye yeterli olmayacak. 2020’ye varıldığında, ülkelerin mevcut planlarını daha da geliştirme niyetlerinin ne derece samimi olup olmadığını göreceğiz.

Peki iklim anlaşması Türkiye için ne ifade ediyor? Türkiye iklim değişikliğiyle mücadele konusunda ilk kez kendi ulusal planını sundu. Plan Paris’te birçoklarını pek memnun etmedi, zira gerçek bir istek ve kararlılıktan yoksundu; temel olarak Ankara’nın mevcut enerji politikalarını sürdürmesine (sözgelimi kömürle çalışan onlarca yeni enerji santrali açılmasına) imkan veren bir nitelik taşıyordu. Türkiye fosil yakıtlara yatırım yapma planlarını hâlâ sürdüren ülkelerden biri, zira bu kaynakları kullanmadan ekonomik büyüme sağlayamayacağını iddia ediyor.

Türkiye’nin Paris’teki tutumunu gözlemleyen İstanbul Politikalar Merkezi’ne (IPC) bağlı bir grup çevre uzmanı, Türkiyeli temsilcilerin zamanlarının büyük kısmını Türkiye’nin zengin ülkelerin oluşturduğu iklim fonlarından mali destek alma ehliyetine sahip, gelişmekte olan bir ülke olarak sınıflandırılması çabasına ayırdığını gördüler. Bu çaba ancak kısmen başarılı oldu: Türkiye büyük Yeşil İklim Fonu’ndan yardım alabilecek ülkelerden sayılmadı, fakat teknoloji geliştirme ve kapasite inşası gibi konularda mali desteğe ulaşım imkanına sahip olacak.

Savunduğu politikaların içeriği açısından Türkiye, gezegeni kurtarmaktansa, durumu idare etmeye enerji sarf eden ülkelerden biri olmayı sürdürdü. IPC uzmanlarının deyişiyle: “COP21, Türkiye için fosil yakıt bazlı ekonomisine kilitlenip kalmak yerine, karbonsuzlaştırmayı hedefleyen bir rotaya yönelmesi açısından bir ivme olarak kullanılabilirdi. Ancak bu son derece hayati politika değişikliğine yönelik bir şans daha heba edildi.”

16.12.2015 15:40