TAKİP ET

Gökkuşağı bayrağı ve değişim rüzgârları

Geçen hafta dünyanın dört bir yanındaki eşcinseller ve onların eşit haklar mücadelesine destek verenler için duygusal iniş çıkışlarla doluydu. Önce, ABD Yüksek Mahkemesi ülke genelindeki eşcinsel çiftlerin evlenmelerinin anayasal hak olduğuna hükmetti. Bu, Başkan Obama tarafından “Amerika için zafer” diye nitelenen tarihi bir karardı.

Ardından, bir hafta sonra, İstanbul’daki onur yürüyüşüne beklenmedik şekilde sert bir polis müdahalesi oldu. Geçmişte benzer yürüyüşlere verilen sessiz onayla geçen yıllardan sonra Türkiye, aniden Müslüman dünyadaki bir istisna olmaktan çıkıp, dünyanın bu bölümünde eşcinselliğe karşı hâlâ nasıl güçlü ve derinlere kök salmış bir muhalefet olduğunu gösteren bir örneğe dönüştü.

Washington’da Beyaz Saray, eşcinsel hareketin küresel sembolü olan gökkuşağı renkleriyle aydınlandı. İstanbul’da ise gökkuşağı bayrağı sallayan bir aktivist, TOMA’dan sıkılan tazyikli suyla tepetaklak edildi.

ABD’deki karar sürpriz oldu, fakat unutmamalıyız ki, geçen on yılda ABD’de eşcinsel evliliğe verilen kamuoyu desteği yüzde 40’tan yüzde 60’a yükselmişti. Halihazırda, 50 Amerikan eyaletinden 36’sı zaten bir şekilde eşcinsel evliliği tanımış durumda.

ABD’deki Bard College’da siyaset bilimi profesörü olan Ömer G.Encarnacion’a göre, Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin eşcinsel evlilik yasağının anayasaya aykırı karakteriyle ilgili karar almakta nispeten gecikmesi tesadüf değil. Foreign Affairs’in internet sitesindeki makalede, Encarnacion, Mahkeme’nin konuyla ilgili kararlı bir pozisyon almadan önce eşcinsel evliliğe yönelik kamuoyu desteğinin inşasına izin verme yönündeki stratejisini açıklıyor. Bu “yargısal sınırlama” politikası, zamanından erken bir Yüksek Mahkeme kararının büyük bir eşcinsel evlilik karşıtı harekete meydan vermesini önlemek üzere kasıtlı bir çabaydı.

Bu “kamuoyu fikrinin nasıl geliştiğini bekleyip görme” tavrının sonucu, bu sırada birçok başka ülkenin ABD’yi sollaması oldu. Sözgelimi, Güney Afrika, Meksika ve Arjantin’deki mahkemeler birkaç yıl önce eşcinsel evliliklerin yasaklanmasının anayasalarının ihlali olduğuna zaten hükmetmişlerdi. Bu örnekler aynı zamanda eşcinsel evliliğe izin verilen yerlerin tipik Batılı, laik ve yozlaşmış toplumlar olduğu algısının yanlış olduğunu da ortaya koydu. Sayılan üç toplumda da derin şekilde dindar ve eşcinsel evliliğe yaygın muhalefet söz konusu. Yine de bu ülkelerdeki en yüksek mahkemeler eşitlik ilkesinin mevcut ahlâki ya da dini itirazları geçersiz kıldığına hükmetti.

Türkiye’deki bu son gerilemeyi yansıtırken küresel eğilimi akıldan çıkarmamak iyi. Elbette, Türkiye, bu hususta bir ABD, Meksika ya da Güney Afrika değil. Homofobi, bu ülkede bir anda değişemeyecek şekilde dini ve muhafazakâr değerler üzerinde temellendiriliyor ve hâlâ çok güçlü. Türkiye’deki eşcinsellerin esas sorunu evlenememek değil. Her gün yaşanan ayrımcılık, şiddete maruz kalma korkusu ve ötekileştirilme. Ama burada da işler değişiyor.

HDP ve CHP eşit haklar için mücadele ediyorlar ve on yıl öncesine göre çok daha fazla insan cinsel eğilimlerini göstermek ya da eşcinsel haklarına desteklerini ifade etmek üzere sokağa çıkmak istiyor. Türkiye, eski ve  kabul görmüş homofobik fikirlerin ve tavırların bilhassa büyük şehirlerde yavaş yavaş hakim pozisyonunu yitirmekte olduğu bir geçiş evresine girdi.

Bu değişim, pazar günü, İstanbul valisinin, geçen yıl aynı yürüyüşe yine Ramazan sırasında izin verilmiş olmasına rağmen, Ramazan hassasiyetlerinden dem vurarak Onur Yürüyüşü’nü yasaklamaya karar vermesini açıklayabilir. Uzun zamandır Türkiye gözlemcisi olan Louis Fishman, blogunda “Neden şimdi bu baskı?” sorusunun yanıtını bulmaya çalışıyor. Fishman’a göre, Türkiye kamuoyunda ve politikacılar arasında eşcinsel haklarına desteğin artmasıyla, muhafazakârlar açısından eşcinsel haklarıyla ilgili sessiz kalmak artık bir seçenek değil.

Bu yüzden bir homofobik nefret söyleminin yeniden dirilmesine tanık olabiliriz. Bu saldırının eninde sonunda bir seçim kazancına dönüşmeyeceği ve LGBT hareketini daha da güçlendirmekten başka işe yaramayacağı konusunda Fishman’a katılıyorum. Biber gazları ve tazyikli su, insanların yürümesini engelleyebilir ve son derece moral bozucu olabilir. Ama Türkiye’yi çoktan etkilemeye başlamış olan değişim rüzgârlarını bastıramazlar.

01.07.2015 18:30