TAKİP ET

Fırtına biçmek

Bugünlerde Türkiye’de olmak ve yaşanan dramlara tanıklık etmek can yakıyor.

Bunların en başında, elbette, Ankara’da 100’den fazla masum insanı öldüren barbar saldırının acımasızlığının üstesinden gelmeye çalışmak var. Kırılan her bir canın hayat hikayesi, o son andan hemen önce çekilmiş her bir selfie, böylesi terör saldırılarının ardındaki insanlıkdışılığı kanıtlıyor.

Bu boyutta bir trajedi her toplumda travmaya yol açar. Ancak çoğu ülkede, böyle bir trajedi, en azından geçici olarak, birlik ve acıyı paylaşma anı da yaratır. Türkiye’de böyle değil. Ölen 100 Türk vatandaşının bile, görünüşe göre, bu ülkeyi çok derinden bölmüş olan kutuplaşmayı durduramamış olması son derece üzücü ve acıklı. Korkunç haberin iktidar mercilerine ve yazı işleri masalarına ulaşmasından itibaren suçlamalar ve hakaretler havada uçuşuyor.

Bu tüyler ürpertici alışkanlıktan dolayı tek bir partiyi ya da kişiyi suçlamak çok kolaya kaçmak olur. Karşı karşıya kaldığımız bu çamur atmalar, yıllar içinde toplumun geniş kesimleri arasında yaygın bir güvensizlik yaratmış ve onları birbirlerine düşman etmiş olan karmaşık bir tarihsel sürecin sonucu. Öte yandan suçu sadece toplumdaki mevcut şahsi olmayan ve soyut bölünmelere atmak da fazla kolaycılık olacaktır.

Halihazırda Türkiye’de yaşanan, rüzgâr ekip fırtına biçmenin klasik bir örneği. İktidar partisine mensup siyasetçiler tarafından yıllardır sürdürülen ve toplumdaki birkaç grubu hedef alan nefret söylemlerinin ardından, bu gruplara mensup ve derinden rencide olan vatandaşların karşılık vermek üzere her fırsatı kullanacak olmalarına kimse şaşırmamalı. Eğer nüfusun yüzde 50’si, bir noktada, cumhurbaşkanının ya da partisinin politikalarına muhalefet ettiği için vatan haini olmakla suçlanmışsa, bu insanların ülkede yanlış giden her şeyden dolayı hükümeti suçlayacakları o anın geleceğine kuşku yok.

Bir yakıcı örnek vereyim: Eğer onlarca Kürt’ün acımasızca öldürülmesinin hemen ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu, esas olarak PKK ve HDP’yi kendi insanlarını öldürmekle suçlayan bir konuşma yapıyorsa, bu, inanılmaz derecede duyarsız ve derinden yaralayıcı bir durumdur. Bunun ardından Kürtlerin, solcuların ve diğer AKP muhaliflerinin, Erdoğan’ı ya da devleti bu korkunç olayların planlayıcısı olmakla suçlamaları sürpriz sayılmamalı. Tarihsel sorunlardan kaynaklanan ve Ankara’da yaşananlara dair ciddi bir analize dayanmayan bu suçlama da pervasızca ve rencide edici.

IŞİD’in Türkiye’de bu tür suçlar işlemeye ehil ve istekli olduğunu keşfetmek, yıllardır devam eden ihmalkâr ve hatalı politikaların ardından beklenebilecek bir sonucun bir başka örneğini teşkil ediyor. Hayır, IŞİD’i Türkiye ya da AKP hükümeti yaratmadı. Ama Türkiye’nin istihbarat çevreleri, Esad rejimini bitirecekleri umuduyla cihatçıların Suriye’de palazlanmasına ve Türkiye’de şebekeler tesis etmelerine izin verdi.

Şimdi o yılan dönüp Türkiye’yi, daha da açık olmak gerekirse, Suriye’de IŞİD’i geri püskürtmede başarılı olmuş Kürt güçlerin parçası olan Türkiyeli Kürtleri sokuyor. Neden Türk güvenlik aygıtları, Diyarbakır ve Suruç’taki terör saldırılarının ardından IŞİD’in destek sistemlerine karşı topyekun bir operasyon gerçekleştirmek üzere organize olmadılar? Ankara trajedisi sonrası yetkililerin on IŞİD’li intihar bombacısının Türkiye’de bulunduğunu bildiklerini açıklamalarının ardından, Ankara’daki baştan savma güvenlik tertibatı nasıl izah edilebilir? İhmal ile kasıtlı olarak başka bir yöne bakmak arasında ince bir çizgi var.

Bu yüzden, AKP muhaliflerinin IŞİD’in Ankara’yı vurmasına izin veren güvenlik boşluklarıyla ilgili derin şüphe içinde olmaları anlaşılır bir durum. Türkiye, ancak, hükümetin bu defa altına bakılmadık tek taş bırakılmayacağına ve işbirliğiyle ya da ihmalkârlıkla suçlanan herkesin adalete teslim edileceğine dair şüpheci Türklerin çoğunluğunu ikna edebilmesi halinde bu karşılıklı suçlamaları geride bırakabilir. Haklı olarak, Türkiye’deki ve yurtdışındaki pek çok insan, mevcut siyasi liderliğin bu kopuşu geride bırakmaya ehil ve istekli olduğundan hiç emin değil.

En azından bazı siyasetçileri, rüzgar ekmekten vazgeçme ve bu fecaati temizleme vaktinin geldiğine, şu vahim gerçek ikna edebilir: IŞİD Türkiye’nin yakasını ne yapsanız bırakmayacak. Tam tersine. Türkiye, nihayet, şimdiye kadar reddettiğini (Suriyeli Kürtlerin de dahil olduğu IŞİD karşıtı koalisyonla tam işbirliği ve Türkiye’deki tüm IŞİD bağlantılarının kökünü kazımak) yaparsa, yeni terör saldırıları olması ihtimali artacak. Yeni korkunç saldırılarla karşı karşıya kaldığında bölünmüş bir Türkiye umutsuz ve çaresiz olacak. Ancak birleşmiş bir Türkiye ufuktaki böylesi bir tehlikeyle baş edebilir.

14.10.2015 16:02