TAKİP ET

Brüksel’de hayal kırıklığı ve umutsuzluk

Bugünlerde Avrupalı bir siyasetçi olup da Türkiye ile AB’nin günün birinde üyelik ihtimali hakkında konuşmaya devam etmeleri gerektiğini savunmak hiç kolay değil.

Türkiye basın özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı gibi hayati önemdeki üyelik kriterlerinde geriye gitmeye başladığından bu yana Brüksel’deki Türkiye dostları savunma konumundalar. Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkanlar ise bunun tam da bekledikleri vakit olduğunun farkındalar. Türkiye’nin kırılgan demokrasisi art arda darbeler alırken, hiçbir yere gitmeyen müzakereler lehine argüman üretmeye nasıl devam edilebilir?

Geçen hafta Brüksel’deydim ve bütün bu mekanizmaların ve stratejilerin her yönüyle devreye sokulduğunu görebildim. AP içindeki Yeşiller grubundan eski mesaidaşlarımın davetlisiydim; başka iki davetliyle birlikte, Türkiye’deki durumu anlatmaya ve Türkiye ile nasıl iştigal edilmesi gerektiği sorusuna yanıtlar üretmeye çalıştık. Türkiye 1999’da resmen aday olduktan sonra Yeşiller, istikrarlı, müreffeh ve bilhassa demokratik bir Türkiye’nin AB için büyük bir kazanım olacağı inancıyla üyeliği her daim destekledi. Ne yazık ki bu yüksek beklentiler, son birkaç yılda Türkiye’deki demokratik gerilemenin sonucunda büyük hasar gördü. Giderek artan sayıda Yeşiller üyesi siyasetçi, anlaşılabilir sebeplerle, sahadaki gerçeklik farklı bir yöne doğru ilerlerken, eski tutumlarında ısrar etmenin mantıklı olup olmadığını sorgulamaya başlamış durumda. Erdoğan’ın zehirli otoriterlik ve alıştıra alıştıra İslamlaştırma karışımına kuvvetle itiraz eden seçmenlerinin baskısını enselerinde hissediyorlar. Liberaller gibi eski AP müttefiklerinin konumlarını değiştirdiklerini ve şu an aktif olarak müzakerelerin askıya alınması yönünde kampanya yürüttüklerini de görüyorlar.

Yaptığım sunumda, AP’de müzakereleri geçici olarak durdurma yönünde yapılan onca spekülasyonun bir mantığı olmadığını vurguladım. Bunun en başta gelen sebebi, basitçe, böyle bir şeyin gerçekleşmeyecek olması. Böyle radikal bir adıma karar verecek olan AP değil AB üyesi ülkeler. Brüksel kulislerine aşina olan herkes, Berlin, Paris ve Londra’nın Ankara ile kapışmaya hiç niyeti olmadığını biliyor, zira Türkiye’nin AB için (enerji, Avrupalı cihatçılar, mülteciler gibi konularda) stratejik değeri var. Fakat halihazırda yaşanan demokratik gerilemeye verilecek doğru tepkinin Türkiye’nin yüzüne kapıyı kapatmak olmamasının bir başka sebebi daha var: AB böyle yaparsa yanlış insanları cezalandırmış olacak. Erdoğan’ın Avrupa’dan gelen bir reddi, Batı’nın Müslümanlardan nefret ettiğinin yeni bir kanıtı olarak kullanacağından ve ‘Yeni Türkiye’sini dışarıdan hiçbir sınırlama olmaksızın inşa etmeyi sürdürmek bakımından kendisini daha cesur hissedeğinden hiç kuşkum yok. AB’nin Türkiye ile arasına mesafe koymasından dolayı en fazla ıstırabı Türkiye’deki demokratlar çekecek.

Velhasıl eğer müzakereleri askıya almak gerçekçi de arzu edilir de değilse, ne olacak? Teknik müzakereler açısından seçenekler kafa karıştırıcı derecede sınırlı. Elbette Kıbrıslı Rumlara bazı başlıklarda (bilhassa hayati önem taşıyan hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı) kullandıkları vetoyu çekmek yönünde baskı yapılmalı, fakat bu baskının ne zaman sonuç vereceğini kimse bilmiyor. Türkiye vatandaşları ve ekonomisi için daha görünür ve önemli olan diğer iki mevzuya (vize serbestisi ve yenilenmiş Gümrük Birliği) odaklanmak daha iyi olacaktır. Mevcut aşağılayıcı vize prosedürlerinden kurtulmak kesinlikle büyük bir ileri adım olacaktır, fakat kötü haber şu: Türkiye, hükümetin uygulama sözü verdiği çok çeşitli reformlar ve değişiklikler konusunda ayak diriyor gibi görünüyor. Bu da Avrupalı kuşkucuların değirmenine su taşımaktan başka bir şeye yaramayacaktır.

Gümrük Birliği konusunda ise daha olumlu haberler var. Neredeyse bir yenileme boyutuna varan bir anlaşma sağlandı ve buna Türkiye’nin AB ile ABD arasındaki ticari müzakerelere katılmak yönündeki acil talebi de dahil.

Tek bir şeyden kuşku yok: Türkiye-AB ilişkileri konusunda bugün Brüksel’de pek revaçta olan umutsuzluk ve kötümserliğe karşı koymak, büyük bir sabır ve iyimserlik gerektiriyor.

29.03.2015 11:30