TAKİP ET

Başbakan’ın zehirli popülizmi

Başbakan Ahmet Davutoğlu geçen cumartesi Kürt yoğunluklu Bingöl’de sivil toplum kuruluşlarıyla düzenlenen bir toplantıda konuşurken ne düşünüyordu acaba?

Beklendiği üzere iktidar partisinin lideri dinleyicilere ilk önce Türkiye’de yaşayan Kürtlerin durumunu iyileştirmek konusunda AKP’nin kaybettiği pek çok ilerlemeyi hatırlattı. Fakat ardından son derece kışkırtıcı bir söyleme dönerek, Ermenileri aşağıladı ve Kürtleri tehdit etti. “Onlar” şeklinde belirsiz bir sıfat kullanan Davutoğlu, şunları söyledi: “Sur’da olanları, Silopi’de olanları istismar ediyorlar. Ermeni çeteler gibi Rusya’yla işbirliği yapıyorlar. Gidip Moskova’da temsilcilik açıyorlar. Bölgeyi silah deposu haline getiren kim? Keskin nişancıları yerleştirenler kim? Gencecik çocukları kandırıp ölüme götürenler kim?.. Halep’te neler olduğunu gördünüz… Bizim kentlerimizde de bunu yapmak istiyorlar… Onlar bunları yapacaklar, sizin de oy verdiğiniz devlet seyredecek. Buna rıza gösterir misiniz?”

Korkarım ki kamusal söylem dahilinde Ermenilere ve Kürtlere yönelik yıllardır sürekli kullanılan saldırgan dil, Türklerin büyük çoğunluğunun bu tür bir kaba popülizme (aynı fikirde olunmayan insanları Ermeni kökenli olmakla suçlamak veya PKK’ya kızınca bütün Kürtlere ağır hakarette bulunmak) karşı duyarsızlaşmasına yol açmış halde. Fakat bu kez durum farklı ve pek çok nedenden dolayı Davutoğlu’nun Bingöl’deki konuşması gözden kaçırılmamalı veya yorumsuz bırakılmamalı.

Birincisi bu sözler özel bir konuşmada, kızgın biri tarafından sarf edilmedi. Bunlar Türkiye’nin önde gelen siyasetçilerinden birinin, önceden dikkatle yazılan ve kamuoyu önünde dile getirilen sözleri. Üstelik sadece bir yıl önce, Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink’in katlinin sekizinci yılında ve Ermeni soykırımının 100 yıldönümünün hemen öncesinde, Türkiye’nin acılara ortak olmak, yaraları sarmak ve tekrar dostluklar kurabilmek istediğini söyleyen, “Ufkumuz dostluk ve barıştır” diyen birinin sözleri.

Bir yıl sonra aynı şahsın, Türkiye’nin Kürt vatandaşlarına göz dağı ve korku vermek için 1915’teki bednam Ermeni çetelerine atıfta bulunmasına bakınca, o sözlerin samimiyetine inanmak zorlaşıyor. Davutoğlu 1915’te bazı Ermenilerin Osmanlı devletine karşı silaha sarılmasının ve Ruslarla işbirliği yapmasının Jöntürkler tarafından Osmanlı topraklarındaki bütün Ermenilere karşı bir katliam harekâtını devreye sokmak için bahane olarak kullanıldığını gayet iyi biliyor. En nihayetinde ne olduğunu ise hepimiz biliyoruz: yaklaşık 1 milyon Ermeni’nin öldürülmesi.

Başbakan’ın Ermeni çetelere yaptığı atıf, mesele Ermeni soykırımı olduğunda Türkiye devletinin güttüğü standart inkâr politikasının kilit unsurlarından birini tekrarlamakla kalmıyor. Türkiye içindeki ve dışındaki Ermeni toplumunun bütün eski yaralarını deşiyor. Onun da ötesinde, Kürtlerin aynı kaderle yüz yüze kalabileceğine dair üstü incelikle örtülmüş bir tehdit anlamına da geliyor, ki söz konusu kıyaslamanın taşıdığı vahametin ikinci sebebi de bu.

Davutoğlu, azami tehdit tesiri yaratmak için, bütün Kürt gruplarını ve partilerini alenen aynı sepete koyuyor. Moskova’da temsilcilik açan HDP değil, Suriyeli Kürtlerin PYD’siydi. Terör eylemlerinde bulunanlar HDP değil, PKK ve onunla bağlantılı Kürt gençler. Davutoğlu’nun Bingöl konuşması, AKP’nin Türkiye ve Suriye Kürtleri arasında veya seçilmiş Kürt siyasetçilerle silahlı Kürt militanlar arasında fark gözetmemek yönünde gayet iyi hesaplanmış stratejisinin ilk örneği değil elbette. Fakat bu konuşması ziyadesiyle endişe verici bir vaka haline getiren şey, Ermeni soykırımı ile kurduğu bağ. 1915’te bazı Ermenilerin şiddet içeren direnişi, bütün Ermenilerin tehcir ve katledilmesini meşrulaştırmak için kullanıldı. Davutoğlu’nun geçen cumartesi esas olarak ima ettiği, aynısının Kürtlerin de başına gelebileceği. Başbakan, “Türkiye’deki Kürtlerin küçük bir azınlığı terörist yöntemler kullandığı için, Türkiye devleti bütün Kürtleri hedef almak konusunda her hakka sahip,” demiş oluyor.

Bu tür bir zehirli popülizm, Bingöl’deki söylemin hem utanç hem de zarar verici olduğunu bilmesi gereken akademisyen kökenli bir siyasetçiye yakışmıyor. Bu söylem Türkiye nüfusunun hatırı sayılır bir kısmını korkutuyor ve birleştirmekle görevli olduğu bir ülkedeki bölünmeleri derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.

02.03.2016 15:46