TAKİP ET

Almanya: Egemenin iki yüzü

Joschka Fischer’in altı hafta önce Almanya hakkında kaleme aldığı yazıyı hatırlıyor musunuz?

Yazı, Avrupa Birliği’nin Yunan ekonomik krizine nihayet bir çözüm bulmayı başarmasının ardından yayınlanmıştı. Eski Almanya Dışişleri Bakanı, haleflerinin müzakereler sırasında takındığı tavırdan dolayı dehşete kapılmıştı. Fischer’e göre Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Maliye Bakanı Wolfgang Schauble, ülkelerinin ulusal çıkarlarını körce dayatarak ve Euro Bölgesi’ni bir Alman nüfuz alanına dönüştürerek, Almanya’nın on yıllardır güttüğü Avrupa yanlısı politikadan vazgeçmişlerdi. Project Syndicate’te yayınlanan yazının başlığı “Çirkin Alman’ın Dönüşü”ydü ve Almanya’nın tavrından memnuniyetsiz olan birçok Avrupalının hissiyatını yansıtıyordu. Rahatsızlık duyanlara göre, Almanya Yunanistan’a şartlarını dikte ediyor ve mali kuvvet ve siyasi belirleyiciliğe sahip olduğu için tercih ettiği çözümlere AB’nin geri kalanını mecbur bırakıyordu.

Şimdi filmi hızla ileri, yani son birkaç güne saralım ve AB’nin yüz yüze olduğu yeni kriz (Suriye, Balkanlar ve Afrika’dan yüz binlerce ilticacının ve başka göçmenlerin akını) karşısında Almanya’nın takındığı tavra Avrupalıların tepkisinin ne olduğuna bakalım. Bu kez Almanya’nın saiklerine dair öfke ve kaygının yerini, aynı Merkel ve mesaidaşlarının sergilediği tutuma yönelik üstü kapalı, sık sık da aleni hayranlık ifadeleri almış durumda. Almanya başbakanı bir süre sessiz kaldıktan sonra pazartesi günü ülkesinin karşı karşıya olduğu en ciddi zorlukla (Alman makamları bu yıl 800 bine yakın insanın Almanya’ya iltica başvurusunda bulanacağını tahmin ediyor) ilgili ne düşündüğünü açıkça dile getirdi. Mültecileri cömertçe buyur eden binlerce Alman’ı övdü ve diğerlerine de bu insanlara yardım etmek yönündeki ahlaki ve anayasal görevlerini hatırlattı. Bir kez daha aşırı sağa ve ırkçı sloganlara karşı uyarıda bulunurken, “Bu insanların kalpleri genellikle önyargı, soğukluk ve evet, hatta nefretle dolu.” ifadelerini kullandı. Merkel ayrıca Avrupa projesinin merkezinde bulunan adalet ve insan hakları ilkelerinden dem vurdu ve, “Eğer Avrupa mülteciler meselesinde başarısız olursa, evrensel insan hakları ile sıkı bağı kopar, bu da bizim istediğimiz Avrupa olmaz.” dedi. Almanya’nın diğer AB ülkelerinin bu yükümlülüklerden kaçınmasını kabul etmeyeceğini açıkça dile getirirken, bir avuç göçmen dışında kimseyi kabul etmeyeceğini açıklayan Çek Cumhuriyeti ve Slovakya gibi ülkeleri de alenen uyarmış oldu.

Merkel’in bu sıkı duruşu, bu günlerde Almanya’dan yansıyan genel manzara ile gayet iyi örtüşüyor. İnsan onuru ve siyasi iltica hakkı ilkelerini sadece önde gelen siyasetçiler savunmuyor. Birçoklarını şaşırtacak şekilde, popülizmi ve sağ kanada yakınlığıyla bilinen en büyük Alman gazetesi Bild, mültecileri bağrına basan ve yeni gelenlere nasıl yardım edebilecekleri konusunda Almanlara bilgi veren bir kampanya başlattı. Hafta sonu boyunca pek çok futbol stadyumunda, konukseverlik ve gelenlerin rahat ettirilmesi telkininde bulunan büyük pankartlar görmek mümkündü. Binlerce Alman mültecilerin kaldığı yerlere gidiyor, giysiler ve oyuncaklar götürüyor. Berlinli bir çift “Mülteciler Hoşgeldiniz” adlı bir internet sitesi kurdu ve kendi kentlerinde bulunan mültecilere evlerini teklif eden Almanların bilgilerini yayınlıyor. İki taraf arasında temas sağlandığında internet sitesi, kiranın ve diğer masrafların bağışlar yoluyla karşılanması için yardımcı oluyor.

Önde gelen Alman haber dergisi Der Spiegel’e göre, bu ve benzeri girişimler, yeni tür bir nezaket türünün örnekleri. Dergi şu ifadelere yer veriyor: “Bu nezaketin arkasında sadece mazinin vicdan azabı ve ağırlığı yok. Daha ziyade iyilik yapmanın sevinci söz konusu.” Yani Almanya dünyanın geri kalanına daha kozmopolit olduğunu, dünyadaki acılara ve mültecileri yollara düşüren sebeplere karşı daha duyarlı olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle, bu Almanya’nın diğer yüzü, yani güzel yüzü.

Bununla birlikte Der Spiegel aynı yazıda bu misafirperver çoğunluğun yanında, çirkin yüzünü gösteren rahatsız bir azınlık olduğuna da dikkat çekiyor. Mülteci yurtlarına yönelik saldırılar bu yıl dehşet verici bir düzeye ulaşmış durumda ve günaşırı devam ediyor. Der Spiegel sonunda bu Almanyalardan hangisinin galebe çalacağı sorusunu soruyor: aydınlık olan mı, karanlık olan mı? Cevabı şu an için kimse bilmiyor. Umulur ki Almanya, hâlâ devam eden bu muazzam mülteci akınıyla ilgili bütün sorunlarla başa çıkmayı başarsın. Bu, Avrupa’nın geri kalanına da, sevin veya sevmeyin, kıtanın en ileri ülkesinin iki yüze sahip bir egemen olduğu gösterecektir: bir gün nefret edersiniz, ertesi gün hayran olursunuz. Galiba bütün güçlü öncülerin kaderi bu.

02.09.2015 16:22