TAKİP ET

Algı yönetimi

Bugünlerde nasıl bir hükümet tercih ettiklerine dair köşe yazarlarının ve uzmanların yazdığı makalelerin çoğunu okurken, doğduğum ülke olan Hollanda’daki bitmek bilmez koalisyon kurma oyunlarını düşünmeden edemiyorum.

Orada şimdiye dek hiçbir parti parlamentoda mutlak çoğunluk kazanamadı. Her seçimden sonra en az iki partinin, taviz vermek zorunda kalacakları bir hükümet oluşturmak için anlaşmaya varmaları gerekir.

Hollanda’da ve pek çok başka Avrupa ülkesinde siyaset böyle işler. İnsanlar buna alışmıştır ve başarılı politikacılar bu konuda iyidir. Koalisyon oyununu oynarken parti liderleri, önemli olanın kimin haklı ya da en iyi argümanlara sahip olduğunun olmadığını bilirler. Geçerli olan açık gözlülük, geçmiş anlaşmazlıkları ve hakaretleri unutma kabiliyeti ve karmaşık alışverişleri ülkeye fayda sağlayacak zekice formüllermiş gibi sunabilme kapasitesidir: Kendisini ve partisini bencil ya da kinci olmayan, fakat ülkenin menfaati için fedakârlık yapmaya en gönüllü gösterebilen kazanır.

Bu deneyimin bilinciyle, AKP ve onun fiili lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halihazırda ilk kez oynadıkları bu oyunun kurallarını en iyi anlamış göründükleri sonucuna varabilirim. İktidar partisi, daha önce iktidar deneyimi olan iki parti, MHP ve CHP ile koalisyon kurmak istediklerini defaten vurguladı. AKP, arada bir köprü kurulamayacak kadar büyük farklılıklara sahip olduğu nevzuhur HDP’yi ise bundan hariç tuttu. Bu algı, HDP’nin de aynı fikirde olduğu gerçeğiyle kuvvetlendi.

Erdoğan kendisini toparladı ve kelimenin tam anlamıyla cumhurbaşkanlığına uygun şekilde davranmaya başladı. Seçimlerden sonraki ilk konuşmasında, Batı’ya yönelik bazı demode çıkışları haricinde, ondan ne beklendiğini biliyordu. Türkiye’de koalisyon oyununda yer alan tüm aktörlere Türkiye’nin istikrarı ve geleceği hatırına egolarını bir kenara bırakma çağrısında bulundu.

Eminim ki, çok sayıda katı AKP muhalifi Erdoğan’ın bu yatıştırıcı jestinin kuzu kıyafetlerine bürünmüş iflah olmaz bir kurdun oynadığı kirli bir oyun olarak görüyor. Bu algı doğru olabilir, ama önemi yok. Erdoğan ve AKP tarafından bugünlerde sergilenen pragmatizmin ve alçakgönüllülüğün hedef kitlesi HDP ya da CHP seçmenleri değil. İkna edilmeleri gerekenler, 7 Haziran günü AKP’ye oy vermiş (ve bir sonraki seçimde yine öyle yapacak olan) yüzde 41 ile geçen pazar kritik bir tercihle MHP’ye kaymış olan (ve bir dahaki sefere geri dönecek olan) yüzde 3-4’lük AKP seçmeni.

Bu yüzden de AKP’nin açık ara tercih ettiği seçenek bir AKP-MHP koalisyonu. Halihazırda ulaşılamaz durumdaki AKP’den kaçan diğer büyük grup olan muhafazakâr Kürtler hesaba katıldığında, kaybedilmiş bazı mevzileri yeniden fethetmenin en etkili yolu bu.

MHP ayrıca potansiyel olarak AKP ile hükümette yer alması durumunda isteklerinin çoğunun yerine gelebileceği bir parti. Erdoğan günlük siyaset dışında kalma ve öyle davranma sözü verecek ve Kürtlerle barış süreci rafa kalkacak. Esas çekişme noktası yolsuzluk suçlamaları olacak. MHP lideri Devlet Bahçeli’ye bu noktada AKP’den bazı tavizler verilmesi gerekecek. Halihazırda dar kapsamlı sayılan mahkemelerin bile bir çığ etkisi yaratabileceğinin farkında olan Davutoğlu’nun ve bilhassa Erdoğan’ın kimi feda etmeye niyetli oldukları meçhul.

Bana göre, gelecek birkaç hafta izlenecek esas oyuncu Bahçeli. Kartlarını iyi oynarsa bir AKP-MHP koalisyonu en muhtemel sonuç. Bir AKP-CHP anlaşması ihtimali asla tamamen dışlanamaz, fakat karşıtlıklarla dolu böyle bir hükümette her iki partinin de kazanmaktan çok kaybedeceği şeyler olur. AKP, daha fazla seçmeni MHP’ye kaptırma riski yaşar, bu arada HDP mutsuz CHP seçmeninden yarar sağlar.

Gelecek 1,5 aydaki kilit soru: Algı yönetiminde en iyi kim? Kazanan müstakbel hükümete hakim olacak ya da hükümet çalışmadığında ve erken seçimler kaçınılmaz olduğunda yarışa en önden başlayacak.

14.06.2015 09:48