TAKİP ET

AKP’nin stratejik hatası

AKP hakkında ne düşünürseniz düşünün, onun ülkedeki en deneyimli ve profesyonel seçim aygıtı olduğunu galiba kimse inkar edemez. Önceki seçimlerde dönemin başbakanı Erdoğan ve ekibi gündemi nasıl belirleyeceğini tam tamına biliyor, bu becerisini (potansiyel) seçmenler üzerindeki sürekli araştırmalara ve gayet iyi geliştirilmiş siyasi hassasiyete dayandırıyordu.

Bu yüzden Erdoğan’ın, yeni anayasada yer almasını hararetle istediği Türk tipi başkanlık sistemi konusunda havanda su dövdüğünü gördükçe çok şaşırıyorum. Aksi yönde onca sebebe ve göstergeye rağmen bu düşünceyi niye AKP kampanyasının başköşesine yerleştirdi acaba?

Şu sebep tek başına yeter: Bütün kamuoyu yoklamaları Türkiye vatandaşlarının hatırı sayılır bir çoğunluğunun parlamenter demokrasiye bağlı kalmak istediğini ve istediğinde meclisi lağvedebilen, seçime gidebilen ve kimseyle istişare etmeden çabucak karar alıp uygulayabilen bir başkanın olduğu bir sistemden yana olmadığını gösteriyor.

Dahası Erdoğan’ın Türk tipi başkanlıktan dem vururken tam olarak ne kast ettiğine dair de sürekli bir kafa karışıklığı söz konusu. Yani Türkiye Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan’ın iyi bir örnek olduğunu düşündüğünde ne istediğini gerçekten biliyor mu? İdari bir başkanla devlet işlerine karışan bir kraliçenin yönettiği Birleşik Krallığı nasıl tekrar edebileceğini sanıyor? Bütün bu gafların ötesinde, geçen pazartesi yaptığı bir konuşmada Erdoğan, Avrupa çapındaki koalisyon hükümetleriyle (ona göre böyle hükümetler kararların hızlı uygulanmasına sekte vuruyordu) tezatlığını vurgulayarak etkin ve kararlı bir başkanlık sistemi düşüncesini savundu. Trajikomik olan, Erdoğan’ın şunu unutmasıydı: Almanya, İskandinav ülkeleri ve Hollanda gibi, gerek ekonomileri gerek demokrasileri açısından Avrupa’daki en başarılı ülkeler neredeyse daima koalisyon kabineleriyle yönetiliyor; bunlar ya monarşi ya da güçlü parlamenter cumhuriyetler.

Bütün bunlardan, bir rejim değişikliğinin gerekli olduğu saplantısı içindeki Erdoğan’ın, AKP’yi, bizzat iktidar partisinin bölündüğü ve meselenin asıl failinin sürekli farklı sistemleri ve kavramları karıştırdığından dolayı kafa karışıklığı yaşadığı bir konuda kampanya yürütmeye zorladığı neticesi çıkıyor.

AKP içindeki ve yakınındaki aydınların şimdilerde Erdoğan’ın tercih ettiği sistemi açıklamak ve ciddi endişeleri gidermek için çırpınışı neredeyse acıklı bir manzara ortaya koyuyor. Görebildiğim kadarıyla başkanlık planını cilalamak için güdülen iki taktik söz konusu.

Biri mevcut parlamenter sistemi yerin dibine batırmak. Bir hafta önce Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun başdanışmanı Taha Özhan, Daily Sabah’taki köşe yazısında parlamenter sistemi “kaosa doğru kolayca kullanılabilecek bir kestirme yol” ve “siyasi gücü zayıflatıp dağıtmak ve vesayet rejimini sürdürmek için tasarlanmış” bir sistem olarak tarif ediyordu. Özhan’ın yazdıkları ciddiye alındığı takdirde, Türkiye’nin bu ilkel sistemle nasıl ayakta kaldığını merak etmemek elde değil. Özhan’ın mesajı şu: Türkiye’yi nihayet parlamenter çölden başkanlık cennetine götürecek Erdoğan gibi vizyon sahibi bir liderle mutluluğa yelken açacağız.

Fikri üstünlüğü tekrar ele geçirmek için devreye sokulan ikinci strateji yeni başkanlık sistemini allayıp pullamak. AKP’nin vekil adayı, önde gelen anayasa hukukçularından Osman Can, Bloomberg yorumcusu Marc Champion ile görüşmesinde bunu yapmaya çalışmış. Görüşme hakkında yazan Champion, Can’ın üzerinde çalıştığı AKP’nin yeni anayasa taslağının sarih bir güçler ayrılığı yaratacağı, idari denetimi merkezden bölgelere kaydıracağı ve yüzde 10 seçim barajını kaldıracağı konusunda ısrarlı olduğunu belirtiyor. Champion, “Can’ın bütün düşünceleri, yeni anayasanın Erdoğan’ın yetkilerini artırmak, fakat o yetkileri budamak üzere tasarlanacağını gösteriyor,” diye yazıyor. Bunun ardından Champion şu sonuca varıyor: Can’ın önerilerinin, Türkiye’deki gerçeklikle hiçbir bağlantısı yok; eleştirel yargıçların ve savcıların tutuklandığı, sözünü sakınmayan gazetecilerin bezdirildiği bir ülkeden söz ediyoruz. Zaten Cumhurbaşkanı da doğrudan halk tarafından seçildiği için anayasanın ne dediğinin umurunda olmadığını da açıkça gösteriyor.

Bütün bu akıldışı korku senaryoları ve anayasal masallar Erdoğan ve çevresindekiler tarafından yapılan şaşırtıcı stratejik hatayı düzeltmeye yardımcı olmayacak. Geriye sadece şu soru kalıyor: Sebep aşırı özgüven mi, yoksa panik mi?

31.05.2015 09:30