TAKİP ET

Akademisyenleri kovan üniversitelere Avrupa parası yok!

Türkiye’de eleştirilerin hedefindeki akademisyenlere, daha önce saldırıya maruz kalmış diğer gruplardan ve mesleklerden gelen destek büyürken, saldırı devam ediyor.

Bazı imzacılar çoktan kovuldu, çoğu hakkında disiplin işlemi başlatıldı. Güneydoğu’da barış çağrısında bulunan bildiriye imza atarak hükümeti çok kızdırmış olan akademisyenlerin tamamı, tutuklanma, işlerini kaybetme ya da Türkiye’deki siyasi liderliğin ve onların kontrolündeki medyanın sürdürdüğü nefret söyleminden cesaret alan fanatikler tarafından fiziksel saldırıya maruz kalma korkusu içindeler.

Demokratik dünyanın geri kalanı, 1000’den fazla akademisyenin tehdit edilmesini ve cezai kovuşturmaya maruz kalmasını oybirliği halinde kınamış durumda. ABD yönetimi imzacıların soruşturulmasını ve gözaltına alınmasını, “meşru siyasi söylemin mücadele gücünü kırmak üzere…sorunlu bir eğilimin parçası” diye niteledi. Avrupa Birliği, akademisyenlere karşı gerçekleştirilen işlemlerin “son derece endişe verici bir gelişme” olduğunu belirtti ve Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi, tutuklamaları “çok endişe verici” diye niteleyerek benzer kaygıları dile getirdi.

Türkiye dışındaki demokratların halihazırdaki baskıyı kınadığına şüphe yok. Ancak bu açıklamaların Türk hükümetinin davranışları üzerinde herhangi bir etkisi olacak mı? Şu yanıtı vermek, kötümser olduğunuz anlamına gelmez: Kuvvetle muhtemel olmayacak. ABD ve AB’nin, cadı avına son vermeleri için yetkililere baskı yapabilecek önlemleri almayacak olmasının sebeplerini hepimiz biliyoruz:

Washington açısından IŞİD’e karşı savaş ağır basan bir önceliğe sahip ve bunun için Türkiye’nin yardımı zaruri; Brüksel, sert açıklamasını somut, acı verici eylemlerle devam ettirmek suretiyle Suriyeli mülteci akışını durduracak bir anlaşmayı tehlikeye atmak istemiyor. Avrupa Konseyi’nin Türkiye’yi politikalarını değiştirmeye zorlayacak bir gücü falan yok.

Bu, en azından şu an için, Türkiye’deki mevcut olumsuz gelişmeleri düzeltecek bir dış kurum olmadığı anlamına mı geliyor? Olabilir, ama bunun için Türkiye’nin iki bankadan; Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan (AİKB) ve Avrupa Yatırım Bankası’ndan (AYB) aldığı hatırı sayılır mali yardıma yakından bakmamız gerekiyor.

İlk olarak, özetle, AİKB, Türkiye’ye yatırım yapmaya 2009’da başladı ve bugüne kadar altyapı, enerji, endüstri ve finans alanlarındaki 180 projeye 7 milyar Euro’dan fazla harcama yaptı. Banka, “çok partili demokrasi ve çoğulculuk prensiplerine ve bu prensiplerin uygulanmasına bağlı”, ancak AİKB’nin aralarında ABD, Rusya ve Japonya’nın (ve Türkiye) bulunduğu 65 hissedardan oluşan yapısı, Türkiye’yi yanlış yöne gittiği konusunda uyarmak üzere bankanın mali kozununun kullanılmasını güçleştirecektir.

AYB, daha vaatkâr bir fırsat teşkil edebilir. Banka, AB ailesinin bir parçası ve hissedarları AB’nin 28 üye ülkesinden oluşuyor. 2000’den bu yana, AYB, Türkiye’ye, küçük ve orta ölçekli girişimler, çevre ve tarım odaklı olmak üzere 25 milyar Euro’dan fazla (bu yatırımın 2.3 milyarlık kısmı 2015’te gerçekleşti) yatırım yaptı.

Pazartesi günü, AYB, Türkiye’de iklim eylemine ve bilgi ekonomisine desteğinin parçası olarak iki yeni kredi duyurusunda bulundu. Orman rehabilitasyonu ve erozyon kontrolü için 120 milyon Euro’luk bir kredi kullanılabilir olacak.

Bununla birlikte, bilhassa ilginç olan, akademisyenlere yönelik mevcut baskı söz konusuyken, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve kurumun Türk özel sektör şirketlerinin küresel rekabet gücünü artırmak üzere sanayi ile üniversiteler arasındaki işbirliğini kolaylaştırmak ve önemli araştırmaları teşvik etmek amaçlı iki programı için olan, 200 milyon Euro’luk ikinci kredi.

Her ikisi de kendi içinde desteği hak eden iyi girişimler. Ancak, muhalif akademisyenlere yönelik halihazırdaki baskı, konuya farklı bir mahiyet kazandırıyor. AYB gerçekten de söz konusu tartışmalı bildiriye imza attıkları için çalışanlarının bir kısmını kovmuş olan Türk üniversitelerine para verecek mi? Avrupa parası, akademik bağımsızlığa ve çalışanlarının ifade özgürlüğüne hiçbir şekilde saygı göstermemiş olan bu üniversitelerdeki araştırmalar için niye harcansın?

Yeni programın bütünüyle durdurulmasını savunmuyorum. Önerdiğim, barış çağrısı imzacılarını kovmuş olan üniversitelerin Avrupa mali desteğinden hariç tutulmaları. Bu tür bir seçici dağıtımın Ankara’daki tavrı tümüyle değiştirmeyeceğini biliyorum, ama belli üniversitelere Avrupa akademik standartlarını ihlal etmenin bir bedeli olduğunu gösterecek ve AB’nin de söylemleri doğrultusunda hareket etmesine olanak verecektir.

20.01.2016 16:20