TAKİP ET

AB, NATO değildir

DAEŞ’in sınırın hemen öte yanında sürdürdüğü kontrol edilemez ve öngörülemez şiddetin ve bölge genelinde Rusya ile olan istikrarsız ve eşi benzeri görülmemiş ilişkinin sonucu olarak, Türkiye son dönemde Batı’daki geleneksel dayanaklarına yönelerek, NATO ile bağları güçlendirmek ve AB’ye yaklaşmak için bazı adımlar attı.

Bu yeni uzlaşmaya dair çok sayıda yazı yazıldı, fakat Gökhan Bacık, pazartesi günü Today’s Zaman’da yayımlanan yazısında taşı gediğine koydu. Bacık, yeni Batı yanlısı eğilimi eski yönelimle kıyaslıyor ve bu değişimi aşağıdaki gibi tanımlıyor: “Bu yüzden, Türkiye, Kemalizm’in ideolojik Batıcılığından İslamcıların stratejik Batıcılığına doğru yöneliyor… Bu gönülsüz bir Batıcılık.”

Bacık’a göre, Batı’ya eski odaklanma ile yeni odaklanma arasındaki temel fark, mevcut AKP liderliğinin, insan hakları ve demokrasi gibi Batılı değerlere öncelik tanımış olan önceki seçkinlerden farklı olarak, bu tercihi güvenlik nedenleriyle yapmış olmaları. Bacık’ın görüşüne göre, bu farklı motivasyonun önemli sonuçları var: “Güvenlik-yönlü Batıcılığın Türkiye’yi Batılı bir güce dönüştürme kapasitesi yok ya da çok sınırlı. Bu yüzden demokratikleşme anlamında Türk iç siyaseti üzerindeki etkisi de çok sınırlı.”

Türkiye’nin 2000 öncesi yıllardaki yöneticileri, Batılı değerlere teoride bağlıydılar, ancak bu bağlılık, gerçeklikte insan haklarını geniş ölçekte düzenli olarak ihlal etmelerinin önüne geçmedi. Stratejik hesaplamalar yüzünden ihlalleri görmezden gelen NATO ülkeleri de buna katkı sağladı. Türkiye’de demokrasi Kemalist seçkinlerin ideolojik Batıcılığından çok fayda sağlamadı, öte yandan kapsamlı bir şekilde Türkiye’nin Batılı misyonunu yeniden tanımlamaya çalışmış olan AKP iktidarının ilk iki döneminde bazı önemli adımlar atıldı.

Benim görüşüme göre, Türkiye’nin düşük standartlı bir demokrasiye sahip olan tek NATO ülkesi olarak kalmasının önündeki tek mekanizma AB’ye üyelik süreci. Eminim bu noktada hüsrana uğramış çok sayıda Türk demokrat gülmeye başlayacak ve beni saf bir Avrupalı iyimser olmakla suçlayacak. Öyle olduğumu düşünmüyorum ama bunun kolay olmayacağı ve yolda bazı engeller bulunduğu konusunda hemfikirim. Şu an için, hem Türkiye’nin hem de AB’nin yeniden AB üyeliği ile ilgili konuşmaya başlamak için iyi argümanlara sahip olduğu konusunda anlaşalım. Evet, bu sinik reel politik, ama durum böyle. Her ikisi için de, yeniden bir araya gelmek ve ne olacağını görmek, sevgi ya da muhabbetten değil, çıkarlardan kaynaklanıyor.

Sorun, bilhassa Türkiye için, AB’nin NATO olmaması nedeniyle, çetrefilli bir nitelik taşıyacak. Kuzey-Atlantik ittifakının temeli demokrasiyi yaymak değil ve nihayetinde üye devletlerin kendi iç mevzularını kendilerinin halletmesine izin verecektir. Hele ki bir ülke daha büyük bir savaşta kritik bir rol oynuyorsa. AB, her zaman farklı bir yapıdır ve öyle olacaktır. Hiçbir ülke, bir yandan insan haklarını ihlal ederken ve liberal olmayan bir demokrasiyken AB üyesi olamaz. Yani müstakbel üyeliği tartışmanın bir bedeli var. Kritik an geldiğinde her iki taraftaki stratejik hesaplamalar bir süreliğine ertelenebilir ve Türkiye’nin  parasal meselelerde ya da enerji işbirliği konusunda AB kurallarıyla uyumlu hale gelmeye çalışması Türkiye demokrasisi üzerinde pek bir fark yaratmayacaktır.

Diğer yandan, Türkiye, meşhur 23. ve 24. fasılların (yargı, temel haklar) içerdiği sorunlarda Avrupa standartlarını uygulamaya zorlanıyor. Türk hükümetinin bu fasılları tartışmaya başlamaya gönüllülük göstermesi konusunda şüpheci olmak için mantıklı nedenler mevcut. Ancak, Ankara’nın samimiyetini test etmenin tek yolu, AB’nin Türkiye’ye hodri meydan demesi ve bir an önce anlaşma sağlanması.

Brüksel’in elinde iki kuşu vurabilecek bir taş var. Birincisi, AB, 23. ve 24. fasılları açarak Türkiye’yi kartlarını masaya koymak üzere kışkırtabilir ve icraat olmaksızın hukukun üstünlüğü hakkında konuşmanın Türkiye’yi hiçbir yere götürmeyeceğini gösterebilir. İkincisi, AB, temel değerlerine bağlı kalarak, Türkiye’nin yeni keşfettiği Batıcılığın ülkeye sadece daha fazla güvenlik getirmekle kalmayıp, aynı zamanda daha fazla demokrasi de getireceğini gösterebilir. En azından denemeye değer, öyle değil mi?

23.12.2015 16:51