TAKİP ET

Şerdeki hayır

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in henüz Türkiye’yle işi bitmedi.

Kasım sonunda bir Rus savaş jetinin Türkiye tarafından düşürülmesinin ardından neredeyse her gün yeni cezalandırmalar ve yaptırımlar geliyor. Halihazırda Türk ürünlerinin, şirketlerinin ve turizm sektörünün boykot edildiği, Türkiyelilerin Rusya’ya vizesiz seyahat etmelerine imkan tanıyan düzenlemenin sona erdirildiği ve Türkiye sınırlarında gözdağı vermeyi amaçlayan askeri tatbikatların yapıldığı uzun bir liste söz konusu. Bugüne kadar pek çok insan iki ülke arasındaki “stratejik ortaklığın” hayati bir unsuru olan enerji sektörünün Putin’in hışmından etkilenmesini beklemiyordu. Türkiye, Rusya’nın tedarik ettiği enerjiye, Rusya ise Türk pazarına muhtaç deniliyordu. Ancak geçen hafta “kırmızı çizgi” addedilen bu sınır bile aşıldı.

İlk olarak Türk akımı doğalgaz boru hattına yönelik çalışmalar durduruldu, halbuki bu hat Rusya’ya Ukrayna’yı baypas edip Türkiye üzerinden Avrupa’ya doğalgaz ihraç etme imkanı veriyordu. Proje bir süredir zaten bazı sorunlarla maluldü, bu yüzden askıya alınması büyük bir sürpriz olmadı. Görünen o ki hem Moskova hem Ankara bu girişimden kurtulmanın bir yolunu arıyor, zira çarşamba günü, neredeyse eşzamanlı olarak, Rus yetkililer boru hattını bitirdiklerini iddia ederken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’nin fişi çektiğini söyledi.

Türkiye ile Rusya ortak enerji projelerinden en büyük ikincisi, Mersin yakınlarındaki Akkuyu’da, Rus devletine ait olan Rosatom şirketinin inşa etmesi, çalıştırması ve sahip olması planlanan nükleer enerji santrali. Bu konuda durum daha da kafa karıştırıcı. Geçen hafta Reuters, Enerji Bakanlığı’ndan bir Türk yetkiliye dayandırdığı haberinde, Rosatom’un Akkuyu’daki inşaat alanında faaliyetini durdurduğunu kaydetti. Ancak daha sonra diğer yetkililer ve santrali inşa eden şirketten isimler, Rus ve Türk medyasına faaliyetin planlanlandığı gibi sürdüğünü söyledi. Akkuyu’daki inşaatın durdurulma ihtimaline dair haberler üzerine Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, ısrarla, Türkiye’nin ilk nükleer enerji santralini yapmakta Rusya’ya bağımlı olmadığını ve birçok başka ülkeyle şirketin Türkiye’nin taleplerine karşılık vermeye hazır olduğunu vurguladı. Fakat bu iddia bazıları tarafından temelsiz bulundu, zira onlara göre Türkiye’nin bir nükleer enerji santralini Rusya ile aynı koşullarda inşa etmeye razı başka bir ortak bulması hiç kolay olmayacaktı. Türkiye dış ve enerji politikası konusunda uzman olan Aaron Stein’in defaaten altını çizdiği üzere, geçmişte Türkiye, Ankara’nın katı mali şartlarını (buna göre yabancı teklif sahibi inşaatın 20 milyar dolar tutarındaki maliyetini karşılayacak ve harcadığı parayı garanti edilen elektrik satışlarından çıkaracak, fakat Türkiye herhangi bir hazine garantisi vermeyecek) kabul edecek tek bir Batılı veya Asyalı şirket bulamamıştı. En nihayetinde Rosatom 2010’da bu koşullara evet dedi. Fakat Türkiye Sinop’ta, bir Japon-Fransız konsorsiyumu tarafından inşa edilmesi planlanan ikinci nükleer reaktörü için söz konusu modeli değiştirmek zorunda kaldı. Ankara bu projeyi hatırı sayılır oranda bir azınlık hissesiyle desteklemeye razı oldu. Diğer bir deyişle, Rusya Akkuyu’dan çekilirse hiçbir yabancı girişimci Türkiye’nin bu santral için öne sürdüğü mevcut mali koşulları kabul etmeyecek ve Türkiye ya şartlarını değiştirmek (ve ciddi mali riskler almak) ya da ilave güvenlik risklerine yol açacak olan eski model bir reaktör için Çin’le anlaşmak mecburiyetinde kalacak.

Eğer Putin Akkuyu’da gerçekten fişi çekerse, Türkiye’nin nükleer geleceği ciddi şekilde sorun yaşayacak. Ancak bu hayra dönen bir şer durumu olabilir. Nükleer enerji santrali çalıştırmakla bağlantılı onca iyi bilinen güvenlik riskinin (depremler, nükleer atıklar) ötesinde Türkiye şu hususu tekrar gözden geçirmeli: Zaten muazzam miktarda olan doğalgaz ve petrol ithalatının yanı sıra, gelecekte enerjisinin bir kısmını yabancı bir şirketin sahibi olduğu ve işlettiği bir santralden karşılayıp iyice bağımlı hale gelmeyi gerçekten istiyor mu? Bugünlerde, gayet iyi giden ilişkilerin öngörülemeyen menfi bir gelişmenin ardından nasıl çabucak bozulabildiğini ayan beyan görebiliyoruz. Eğer Akkuyu santrali bugün faal olsaydı, Putin’i Türkiye’yi cezalandırmak için musluğu kapatmaktan kim alıkoyabilirdi?

Türkiye’nin niye yenilenebilir enerjiye daha fazla yatırım yapması gerektiğine dair pek çok mantıklı ve makul gerekçe var. Rusya ile mevcut atışma bu zorunluluğa bir madde daha eklemiş durumda: enerji bağımsızlığı.

13.12.2015 08:04