TAKİP ET

Küresel dünyada Avrupa

Küreselleşme ilerliyor ve hayatın değişik alanlarına giderek daha fazla oranda yayılıyor. Politika çoktan küreselleşmenin etkisi altına girdi. Politikacılar meydana gelen olaylara anında reaksiyon göstermek zorunda. Bu zorunluluğa sosyal medyanın baskısı da ekleniyor.

Tanınmış her politikacının bir Twitter hesabı olmak zorunda. Resimlerle anlatmak gerekirse, öyle süreçlerden geçiyoruz ki, yine öyle güçlü akıntılara kapılmış durumdayız ki hiç bir politika bunu önleyemiyor, çünkü politikanın pozisyon belirlemeye vakti yok. Yazılmakta olan dünya tarihinin temposu en azından şimdilik çok yüksek ve politika sadece reaksiyon gösteriyor.

Gelişmeleri lanetlemenin hiç bir faydası yok, zira onların olumlu yanları da var. Dünya ekonomileri birbirine karışıyor; mallar, sermayeler ve insanlar yüksek bir hızla hareket ediyorlar ve durdurulamıyorlar. Benim tezim böyle ve bunun örneğini kısa bir süre önce Büyük Britanya’da referandumdan çıkan kararda gördük. Büyük Britanya –siyasi süreç nasıl işlerle işlesin- Avrupa’nın bir parçası olarak kalacaktır. En azından bizim kıtamızda savaş ve barışın hakim olduğu dönemde yaşamıyoruz, hiç bir şey siyah ve beyaz değil artık, bizler gri bölgede bulunuyoruz. Başka bir deyişle Avrupa politikası Büyük Britanya’yı kendine bağlayacak yollar bulmalıdır, ondan sonra da İngilizler makul bir şekilde birlikte yaşamayı mümkün kılan kararlar alacaklardır.

Brexit kararını başka kararlar takip edecektir. İnsanların yanlış yapma hakkı olduğu gibi ulusların da yanlış yapma hakkı var. Dover ile Calais arasındaki 35 km aşılabilir bir mesafedir, zaten cesur Fransız pilot Blériot 1909 yılında bunu ispatlamış ve ilk kez Manş denizini uçakla geçmiştir. Onun düşünce tarzına şimdilerde Avrupa politikasının ihtiyacı vardır.

Bu bağlamda gözler Almanya’ya, mülteciler politikasında yanlışlar yapan ancak İngiliz seçmenlerin çıkış kararından sonra dış politikada istikrarlı bir şekilde doğru kararlar alan federal başbakana yönelmiş durumda. İngilizleri AB’den çıkış için başvuruda bulunmaya zorlamamak gerek. Onlara zaman tanınmalı ve ortaya çıkan yeni durumu analiz etmelerine imkan verilmelidir. Aynı şekilde Avrupa’nın diğer ülkelerinin de analizler yapabilmek için vakte ihtiyaçları vardır. Son günler ve haftalar bize gösterdi ki Avrupa, Almanların liderliğini kabullenmekte zorlanıyor. Bu günlerde toplulukta siyasi işbirliğini derinleştirme önerisinde bulunmak yanlıştır.

AB’deki mevcut belirsizliğin, diğer partnerlerin görüşüne göre Almanya’yı güçlendirdiği değerlendirmesini yapanlar da yanlış yapıyorlar.  Federal Hükümet bu “katma değer“ ile kısa vadede hiç bir şey yapamaz, zira Almanya bir dizi falanks AB ülkesinin karşısında duruyor ve bu ülkelerin bir kısmı tasarruf politikalarını noktalayıp daha çok harcama yapmak istiyor, bir kısmı ise Rusların Orta ve Doğu Avrupa’daki açık veya kapalı saldırgan politikalarına karşı koyabilmek için daha fazla silahlanmayı hedefliyor.

Almanya için en büyük sorun, bu koşullar altında topluluğu gelecek bir veya iki yıl içerisinde  – daha uzun vadeli öngörüde bulunmak mümkün değil-  bir arada tutabilmek olduğu gibi, büyük mülteci göçü konusunda ülkeler arasında uzlaşma sağlanmasını da başarabilmektir. Kota uygulaması sorunlara yanıt olarak görülemez.

En geç burada, Avrupa ile otokratik rejimler arasında gidip gelen Türkiye görüş alanına giriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan neredeyse her hafta beklenmedik bir yön tayin ediyor ve insanları şaşırtıyor. Bütün olanlar Türkiye’nin dış politikası ile uluslararası alanda kendini ne kadar izole ettiğine de işaret ediyor. Gerçi Büyük Britanya ile karşılaştırmak tam doğru değil ama yine de sonuçta aynı yola çıkıyor: Avrupa, Türkiye ile Büyük Britanya gibi ekonomik, ittifak siyaseti ve her şeyden önce insanlar aracılığıyla içiçe geçmiştir. Avrupa ile Türkiye birbirinden ayrılamaz. Bu nedenle Türkiye ile belirsizliğin de giderilmesi gerekir. Avrupa politikasının buna gücü yok, Almanya ise çok fazla reel politika yapıyor, dolayısıyla burada iş sivil toplum örgütlerine düşüyor. Sivil toplum örgütlerinin gücü düşünüldüğünden daha fazla. Avrupa yanlısı olanlar Londra’da bunu cesaretle uyguluyorlar ama İstanbul’da veya Ankara’da bu mümkün değil ama kafalarda fikirler var. Bu nedenle sadece Büyük Britanya’ya değil aynı zamanda Türkiye’ye de bir şans tanımak gerekir.

18.07.2016 22:16