TAKİP ET

Dünya siyasetine sıçramak

Almanya’nın son zamanlarda dış politikadaki temposu, geçen yıllarda olanlarla kıyaslandığında, daha doğrusu olmayanlarla kıyaslandığında nefes kesen bir tablo çiziyor. Bu nefes kesici hızın kaynağına yönelik yapılan resmi açıklamalar inandırıcı olmuyor. Muhtemelen Merkel mülteci krizinde boğulmamak için son girişimlerini yapıyor. Konunun nasıl sonuçlanacağı ise henüz belli değil. 

Somut olan bir şey varsa, o da Federal Almanya Cumhuriyeti’nin Suriye’deki krize askeri olarak müdahil olması ve böylece dünya politikasına sıçrama cesaretini göstermiş olmasıdır. Bu karar Afganistan’a yönelik hareketten çok farklı alındı. Afganistan’a yönelik askeri hareketin kararı parlamentoda çok hızlı bir şekilde alınmıştı. Suriye konusu Alman uçakların Kosova Savaşı’na gitmesinden de farklı gelişti. Almanya burada aktör konumunda. Aktör olarak da sadece IŞİD’in yenilgisi değil, bölgeye huzur gelmesi de Almanya’yı ilgilendiriyor. Huzur ile birlikte insanlar bölgede kalacaklar, Türkiye, Ürdün ve Lübnan’daki mülteci kamplarında barınanlar da bölgeye dönebilecek.

Geçen ayın ortalarına kadar, Ege kıyılarından, Yunanistan’dan başlayan ve oradan Bavyera’ya ilerleyen mülteci akınının azalacağına dair hiç bir işaret yoktu. Sonra Paris’te yeniden saldırılar meydana geldi ve Paris Berlin’den destek talebinde bulundu. Fransız Devlet Başkanı’nın kavga söylemi Federal Hükümet’te çekincelere sebep oldu. Bunun da nedeni, birinci derecede, Fransa’nın iç politikasıyla alakalıydı. Ama Federal Başbakan Merkel demek ki çok kısa bir süre içinde Paris’e askeri destek vermesi gerektiğini anladı, zira böyle olmadığı takdirde Almanya, mültecilerin adil bir şekilde dağılımı konusunda Fransa’dan pek destek göremeyecekti. Siyasi ajanda da Almanya ile Fransa arasındaki ortak çalışmalar hala önemli bir konuyu oluşturuyor, hatta görüldüğü gibi kamuoyu gerektiğinde askeri bir müdahaleyi kabule bile hazır. Londra’da veya Madrid’de olduğu gibi spontan gelişen gösterilere burada pek rastlamıyoruz. Birleşik Amerika Devletleri partner olsaydı protestolar çok yoğun bir şekilde ortaya çıkardı. Ama ilginçtir ki Orta Doğu’da, Fransa’nın, Almanya’nın da desteğiyle IŞİD’e karşı sürdürdüğü hava bombardımanlarını Fransa ABD’nin yardımıyla gerçekleştirebiliyor.

Fransız diplomasisi yine bir başyapıta imza attı. Almanlar tercih ettikleri ortaklarını takip ediyorlar, hatta Mali’nin kuzeyindeki tehlikeli bölgeye bile asker gönderiyorlar ki, buna karşılık olarak Fransa’nın yüksek bir bedel ödemesi gerekmiyor. Fransızlar için Suriye konusunda prestij çok önemli. Prestij açısından Amerika ve Rusya ile aynı göz hizasında pazarlık yapmak çok önemli. Bu durumda Fransa sadece bir AB-Partneri değil, aynı zamanda da hala dünyada bir güç olarak karşımızda duruyor. Gerçi Fransa ekonomik açıdan Almanya’nın eline su dökemez ama son zamanlarda kendine güven geliştirmek için epey adımlar attı. Fransa’nın bu çabalarını Almanya gelecekte sadece mülteciler politikasında değil, aynı zamanda büyük ekonomik konularda da hissedecek. Şiar şu olacak: „Sayın Merkel, lütfen ödeyiniz.“

Başbakan Merkel kendi inançlarından vazgeçmiş değil, askeri konulara olabildiğince sınırlı yaklaşıyordu ve bu hala değişmedi ama şu sıra Almanya kendi kapısına çok yakın bir sorun ile karşı karşıya ve bu sorun, parlamento bir yıl ile sınırlasa bile, uzun soluk gerektiriyor. Böyle baktığımızda Alman dış politikasında gerçekten yeni bir sayfa açıldı. Almanya birleşmeyle birlikte ortaya çıkan rolünü istemese de üstlenmek zorunda kalıyor. Balkanlardaki sorunlardan sonra Berlin’in dış politikadaki yeni zorlukları üstleneceği düşünülmüştü ama bildiğimiz gibi olaylar farklı gelişti. Suriye’de çatışmalar başladığında İngilizler ile Fransızlar müdahale etmeyi düşündüler ancak Berlin bu görüşe katılmadı, reddetti. Ama zaman ilerledi ve görüldü ki, zamanında harekete geçmeyen taraf sonuçlara katlanmak zorunda kalıyor. Bu günlerdeki gelişmeleri doğru bir biçimde değerlendirirsek Avrupalılar için gündemde daha sıkı, daha yakın işbirliği gözüküyor. Savunmayla ve askeri ortaklıkla işe başlamak en iyi fikir değil ama durum şu anda gözüktüğü gibi ise çok kötü bir tercih de değil. Bu tercih sonuçta Türkiye’yi de ilgilendiriyor ve Türkiye’nin batı demokrasisindeki yerini belirliyor. Gökyüzündeki diğer istikametlerde göz gezdirmek şu sıra pek fazla çekici gözükmüyor.

14.12.2015 15:58