TAKİP ET

2. Hizmet Sempozyumu

Gülen Hareketi’ne bağlı olanların işi Almanya’da hala kolay değil ama Diyalog ve Eğitim Vakfı’nın bir hafta sonunda, Frankfurt yakınlarındaki bir otelde ikinci kez düzenlediği Hizmet Sempozyumu’nda bazı cesaret verici işaretlerin varlığı, bu konuda bazı ilerlemeler kaydedildiği gayet net ve açık bir şekilde ortadaydı.

Bunun nedenlerinden birisi hareketin kendisini öğrenen konumunda görmesinden kaynaklanıyor, diğeri de bilim dünyası ile kaliteli yayıncılık yapan medyanın Hizmet Hareketi’ne yönelik ilgisinin artmasında yatıyor.

Sempozyum iki gün sürdü ve sempozyuma Avusturya ve İsviçre’yle birlikte Almanya’nın birçok bölgesinden yaklaşık 100 kişi katıldı. Sempozyumda çok sayıda akılda kalıcı anlar yaşandı. Bunların içinde beni en çok duygulandıran dakikalar Diyalog Ödülü’nün Etiyopyalı Prens Asfa-Wossen Asferate’ye verildiği dakikalar oldu. Prense ödül „Manieren“ („Görgü“) adlı muhteşem kitabından dolayı verildi. İsterseniz kendisine Almanya’nın kültür tarihçisi de diyebiliriz.

Prens, Davut Hanedanlığı‘na kadar uzanan kendi geçmişinden söz ederken salona mutlak bir sessizlik hakim oldu. Öyle ki iğne yere düşse, sesi duyulurdu. Prens Etiyopya’nın 7’inci yüzyılda kuşatılan Müslümanlara nasıl kucak açtığını anlattı ve ödül töreninde Avrupa toplumlarına barış mesajları gönderdi, zira küresel sorunların evrensel bakış açılarıyla değerlendirildiği sempozyum Paris’te meydana gelen terör saldırılarının gölgesinde yapıldı.

Daha sonra kürsüye Türk-Alman avukat Seyran Ateş geldi ve çok sempatik bir şekilde Gülen Haraketi’ne nasıl yakınlaştığını anlattı. Berlin’in Wedding semtinde büyüyen kadın hakları savunucusu Ateş anlattıklarıyla sempozyum katılımcılarını duygudan duyguya sürükledi, bazen de bıyık altından endişeyle karışık güldürdü. Ateş yola çıktığında Gülen Hareketi’ne karşı derin bir güvensizlik ve olumsuzlukla dolu olduğunu anlattı. Gülen Hareketi’ni eleştirenlerin neler dediğini çoğunluk zaten biliyor ama Ateş komplo teorilerinin nerelere kadar uzanabileceğini bize gösterdi ve bu komplo teorilerinin iklimi ne kadar zehirleyebileceğini anlattı ancak bunları anlatırken aynı zamanda cesaret de verdi.

Üçüncü önemli ve ilginç sunumu Erfurtlu Teoloji profesörü Christoph Bultmann yaptı. Bu arada sempozyumda sayısız enteresan sunum yapıldığını da belirtmeden geçmeyelim. İncil bilimcisi Bultmann Eski ve Yeni Ahit ile Kur‘an arasında büyüleyici bir köprü kurdu. Anahtar cümle şu oldu: “İncil ile her şey ispatlanabilir“.  Bultmann bu cümleyle birlikte Gülen’in yazıları ve vaazlarıyla ilgili çok sık bilinçli bir şekilde yönlendirilmiş yanlış anlaşılmaları da gündeme getirdi.  Birçok eleştirmen Gülen’in – bir çok insanda olduğu gibi- bir olgunlaşma, bir gelişme sürecinden geçtiğini dikkate almıyor. Bazı kötü amaçlı kişiler Gülen’in din değiştirmeye karşı olduğunu ve İslam Dini’nden Hıristiyanlığa geçenlerin ya da tersini yapanların ölümle cezalandırılması gerektiğini söylediğini anlatırlar.

Gülen hiç bir zaman böyle bir fikrin sahibi olmadı. Onun din, devlet ve politika konusundaki ifadeleri niyetli bir şekilde birbirine karıştırıldı. Bultmann, insanları en çok ilgilendiren konularla uğraşan çok sayıda dini temsilcinin günümüze kadar uzanan süreç içinde birçok karışıklıkları teşvik ettiğini de sözlerine ekledi.

Danışma meclisi başkanının Almanya’daki mültecilerle ilgili eski ayrışma noktalarının ortadan kalktığı yönündeki tespiti sempozyuma katılanlar tarafından büyük bir şükran ile kabul gördü. Sempozyumda mültecilerle birlikte ortaya çıkan sorunlara birlikte göğüs germekten, birlikte çözüm aramaktan söz edildi, Türk kökenli azınlıktan, çoğulcu toplumun birliğinden konuşuldu ve “Size her zaman olduğundan çok daha fazla ihtiyacımız var“ denildi. Sempozyum Pazar günü sona erdiğinde ve otomobiller yola koyulduğunda mutlu ve geleceğe güvenle bakan yüzler gördüm.

08.12.2015 15:56