TAKİP ET

Çifte yük

Dostlarımı tatil bittiğinden bu yana daha sessiz, daha düşünceli görüyorum. Sanırım onlar da benim gibi Almanya’nın çok büyük bir yükü omuzladığını ve yine benim gibi belki de altından kalkamayacağı derecede fazla yük üstlendiğini düşünüyorlar.

Ama tabii onların tek derdi bu değil. Onların akılları aynı zamanda ailelerinin, dedeleriyle ninelerinin, akrabalarının memleketinde, zira o ülkede iç savaşı çağrıştıran olaylar yaşanıyor. Seçimleri kaybeden bir politikacı, merkezini ve ölçüyü kaçırdı ve bütün bir milletin geleceğiyle ve de kaderiyle oynuyor.

Bu duruma dışarıdan müdahale etme olanağı çok az. Avrupa Birliği’nin şu sıra uğraşması gereken çok farklı problemleri var. Türk Hükümeti de Avrupalıların problemlerini çoğaltmak için epey çaba sarf ediyor. Amerikalıların Türkiye konusunda düşünceleri ise çok farklı. Türk iç politikası anlaşılan onları pek fazla ilgilendirmiyor. Onlar Türkiye’yi, IŞİD ile mücadelede en önemli partner olarak görmek yerine, NATO Partneri olarak görüyorlar. Bu yaklaşım Rusya’nın sahneye çıkmasına yarıyor.

Suriye’de durum şu anda olduğundan daha karışık olamazdı. Avrupa’ya kitlesel göç, insanların görünür gelecekte umutlarını yitirmiş olduğunu gösterdiği gibi kendi memleketlerine bir daha dönmeyeceklerine de işaret ediyor. Hatalar, Avrupa Birliği’nin eksiklikleri, örneğin, Türkiye’yi mültecileri kabul ettiği için onore etmemesi, şimdi öcünü alıyor. Akdeniz’in çevresinde şekillenen, Arap Yarımadası ile Kuzey Afrika’nın bazı parçalarını da kapsayan büyük krizin Türkiye’yi de kapsama ihtimali endişe oluşturuyor.

Bunun neticesinde Alman Türklere iki taraf arasında köprü olma görevi düşebilir. Alman Türkler kısa vadeli olarak Türkiye’deki seçimlerde bir kesimin mantıklı kalmasını sağlayabilirler, Türkiye’yle telefon görüşmeleri yaparak ya da şahsen görüşerek onlara rehberlik edebilirler, zira Almanya gündemdeki tüm sorunlara rağmen, büyük yüklere rağmen standartlarına sadık kalan güvenli bir liman olarak algılanabilir.

Türkiye’de kasım ayında yapılacak seçimlerde Alman Türkler belirleyici bir rol oynamayabilir ama ifade özgürlüğü ile seçme hakkının kalıcılığını sağlamak için katkıda bulunabilirler. Yeni yapılacak seçimlerde, Haziran 2015’teki seçimlerde ortaya çıkan sonuçların elde edilmesi halinde Türkiye’nin darmadağın olmayacağına dair işaretler henüz var.

Diğer köprü kurma hikayesi ise İkinci Dünya Savaşı’nın başında çok sıkıntılı bir durum yaşayan İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in yaptığı ünlü kan-ter ve gözyaşı konuşmasından farklı olmaz. O zamanlar adanın işgali söz konusuydu. Böyle bir konuşma bu günlerde Başbakan Merkel tarafından yapılıyor. Ben Merkel’in konuşmalarını Alman Türklerin aracı olarak olayların merkezine doğru çekildiği şeklinde yorumlamak istiyorum, zira onlar Almanya’ya gelen Müslüman dünyayı diğerlerinden çok daha iyi biliyorlar. Dostlarımın 20 yıldan daha fazla bir zamandır Almanya’da uyguladığı eğitim politikası bu ülke için büyük bir şans olacaktır, zira böyle giderse çok kısa bir zaman zarfında Alman Türk toplumunun yanında Arap toplumu var olacak. Bu bağlamda da Almanya’nın karşısına Türk toplumu ile yaşadığı sorunlardan çok daha büyük sorunlar çıkacak.

Bu bakımdan insan yeni bir birlik duygusunun oluşmasını, çoğunluk toplumunun Alman Türk azınlığı bütünün bir parçası olarak görmesini ve iki toplum arasındaki bağların güçlendiğini tespit etmesini umut ediyor. Daha farklı kelimelerle söylersek, hep şikayet edildiği üzere bardağın yarısının boş değil de, dörtte üçünün dolu olduğunun görülmesini umut ediyor.

Sonuç itibarıyla Merkel Hükümeti’nin yeni vatandaşlarına karşı bir sorumluluğu var. Zor elde edilen bu kazanımın tehlikeye atılmaması gerekir, zira göçmenlerin kendi doğal güçleri şimdi çok net bir şekilde ortaya çıkıyor ve bu da benim dostlarımın şu sıra neden sessiz ve düşünceli olduğunu açıklıyor.

15.09.2015 17:47