TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Yurtta susuzluk, cihanda susuzluk

2015 yılındayız.

İnsanlık aya ayak bastı, sırada mars var. Oraya da 2035’te ulaşılacak.

Bugün insan hayatı çok daha kolay. Tüm bunlar bilim sayesinde oldu.

Bugün öyle bir bilim üretimi var ki.. Bilgi her dört-beş yılda bir ikiye katlanıyor.

Eskiden bilim adamlarının her alanda bilgi sahibi olması mümkünmüş. Her alanda bilgi sahibi olan son bilginin Alman filozof Leibniz olduğu söyleniyor. Ondan sonra artık her alanı bilen yok.

Bilgi o kadar artmış ki, ancak belli alanlarda belli şeyleri biliyorsunuz.

Doktora gidiyorsunuz, kulak-burun-boğazcı ayrı, iç hastalıklar doktoru ayrı, ortopedici ayrı. Hatta onlar da kendi alanlarında belli noktalara odaklanıyor..

Dünya böyle iken Müslüman dünyasının bilgi ve bilimle mesafesi açılmış.

Eskiden öyle değilmiş, ama bugün öyle.

Bugün para var – Suudi krallarına bakın. Ama bilim yok, saygınlık yok. Suudlardaki para ve lüks belki kimsede yok. Ama kimse onlara imrenmiyor, onları ölçü almıyor. Körfez ülkelerindeki ülkelere gidenler zenginlik görüyor, ama onlardaki sosyal adalet bize örnek olabilir demiyor.

Türkiye’de de durum çok parlak değil.

Osmanlı fetihler yapmış, ülkeler zapt etmiş, ama bilim yapmamış. Yaptığı da yetersiz kalmış, dönemin ileri ülkeleri ile aranın açılmasını önleyememiş.

Matbaa ülkeye geç girmiş, ilk İslami eserin 1803’te basıldığı söyleniyor.

Bugün de kitap okumada, gazete tirajlarında Türkiye’nin rakamları parlak değil.

İşte bu ülkeden bir eğitim hareketi ortaya çıkmıştı. Bu hareket 160 ülkede okul açmış.

Bu Türk tarihinde belki bir ilkti.

Ancak bugün Türkiye belki dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir girişimi de maalesef gördü:

Işıkları söndürme, karanlığı yayma girişimi!

Belki dünya tarihinde ilk kez bir ülkenin cumhurbaşkanı o ülke insanının açtığı okulları kapattırmak için ülke ülke dolaşıyor. Kapatın bu okulları diyor.

Ne kadar utanç verici bir şey!

Bugüne kadar Türkiye’nin dış politikasında geçerli olan bir söz vardı:

Yurtta sulh, cihanda sulh.

Şüphesiz, bu söz hayata geçirilemedi.

Ne Türkiye’nin içinde sulh oldu, ne de dışında. İçerde terör eksik olmadı, dışarda düşman. Neredeyse tüm komşularla kavgalı idi ülke. Söylemde Osmanlı bilmem kaç millet ve dini bir arada yaşattı deniyordu. Ama yüzde 99’u Müslüman dedikleri ülkenin değişik kesimleri arasında diyalog kurmak becerilememişti.

İnsanlar birbirinin acısına kayıtsız, duygularına yabancıydı. Ama yine de iyi bir prensipti bu.

Bugün gelinen noktada yeni prensip ne olacak acaba?

Yurtta susuzluk, cihanda susuzluk? Yurtta düşmanlık, cihanda düşmanlık?..

Böyle bir hareketin parçası olmak ne bahtsızlık.

***

Yukarıda bilim geldiği nokta adına bir şeyler söylemeye çalıştık.

Şüphesiz, gelinen nokta çok önemli. Ama gelecekte varılacak yerler adına çok ileri sayılmayabiliriz de.

İnternette, youtube’da Almanca „hoch 10“ veya İngilizce „Powers of Ten“ verdiğinizde karşınıza yaklaşık 9 dakikalık bir video çıkıyor.

Çimenlikte piknik yapan bir çiftten uzaklaşan kamera uzayın derinlikleri, güneş sistemleri, galaksiler hakkında fikir veriyor. Sonra da ciltten aşağılara, hücrelere, kromozomlara, atomlara ve atom altı dünyalara iniyor.

Görüyorsunuz ki, bugüne kadar toplanan bilgi önümüzdeki dünya karşısında belki bir hiç hükmünde.

İnsanlığın bu keşif dünyasında bizim insanımız seyirci mi kalsın hep?

Bize hamaset yeter, üreten treni üretsin, bakmak bize yeter diyenler buyursun.. Üflesin.. Yanan ışıkları söndürmeye çalışsın.

25.01.2015 19:30