TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Ya uzlaşın, ya da..

Seçim sonrası tabloda gördüğümüz şu: 

Hiç bir parti tek başına iktidar olamıyor. Ya erken seçim olacak, ya da koalisyon.

Erken seçimden önce koalisyon denenecek. Peki, ama kim kiminle yapacak?

Gündemdeki asıl soru bu.

AKP’nin içinde olacağı koalisyonda en büyük sorun bu partinin geçmişi ile yüzleşip yüzleşmeyeceği.. Yolsuzlukların üzerine gitmeye, çıkardığı zulüm kanunlarını geri almaya yanaşıp yanaşmayacağı.. Saray vesayetinden kurtulup kurtulmayacağı.

AKP’nin olmadığı bir formülde ise en büyük sorun MHP ile HDP arasındaki mesafede görünüyor.

***

Bugüne kadar koalisyon kötü gösterildi. İstikrarsızlığın diğer adı diye sunuldu.

Oysa tek başına ne koalisyon kötü, ne de tek parti iktidarı iyi.

Tek parti iktidarının ne kadar kötü olabileceğini bizzat gördük. Türkiye keyfiliğe kaymaktan son anda kurtuldu. Top direkten döndü.

Koalisyon ise tek başına kötü değil.

Almanya’ya bakalım örneğin.

Bugün Almanya 17 koalisyon tarafından yönetiliyor. 16 eyaletin 15’inde koalisyon var. Sadece bir Bavyera’da koalisyon yok.

Federal düzeyde de koalisyon söz konusu. Hatta Almanya’nın tarihine baktığımızda gördüğümüz şey daha enteresan: Almanya kurulduğu 1949 yılından bu yana koalisyon hükümetleri ile yönetiliyor. Sadece bir defa, 1960-61 yılları arasında CDU tek başına yönetmiş.

Hayır, koalisyon veya tek parti iktidarı.. Bunların tek başına bir değeri yok. Asıl mesele bu formüllerin arkasındaki insanlar.. Onların mantalitesi.. Uzlaşma kültüründen nasip alıp almadıkları.

Uzlaşma kültürü, siyasi olgunluk varsa koalisyon ile de ülkeyi huzura kavuşturuyorsunuz. Uzlaşma kültürü yoksa Erdoğan gibi ülkeyi kardeşlerin dahi birbiri ile selamı sabahı kestiği bir noktaya da götürebiliyorsunuz.

***

Bütün partiler uzlaşmaya açık olmalı.

Şöyle bir Türkiye’nin etrafına bakın. Müslüman komşuların hepsi perişan. Birbirlerini boğazlamakla meşguller.

Türkiye bu ortamda güzel bir uzlaşma kültürü sergileyerek farkını ortaya koyabilir.

Peki bu nasıl olacak derseniz..

Demokratik partilerin hepsi birbiriyle işbirliği yapabilmeli. Uzlaşma olmayacak tek nokta bir parti üzerinde başkalarının vesayeti, yolsuzlukların, haksızlıkların üstünün örtülmesidir.

Ama diyeceksiniz ki, falancanın arkasında şu var, filanca parti geçmişte şunu yapmıştı.. Burada aslında toplumsal ilerlemeyi getiren bir ilkeyi hatırlayabiliriz:

1789’da Fransız Devriminde bayraklaştırılan özgürlük, eşitlik, kardeşlik ilkeleri olanı değil, olması gerekeni ifade ediyordu.

Kadın hakları, kadın-erkek eşitliğine yönelik bildiriler, açıklamalar olanı değil, olması gerekeni söylüyordu.. Yoksa bugün de kadınlar tam eşit değil.

1923’te Türkiye cumhuriyet olurken halkın çoğunluğu bu düşüncede değildi, vatandaşlık bilincine sahip değildi. Ama amaçlanan ifade ediliyordu.

***

Olması gerekene odaklanmak.. Prensip bu.

Bu nedenle: Partiler birbirlerine biraz da olmalarını istedikleri gibi bakmalı.

İstemezlerse, o zaman benim önerim şudur:

Bu tavır aslında bugünkü partileri ortaya çıkaran halk kesimlerinin reddi anlamına gelir. O zaman bari halkı değiştirin. Artık hoşunuza gidecek halkı Brezilyalarda mı bulursunuz, Orta Asya’da mı, orası sizin bileceğiniz iş.

***

Değerli okuyucularımıza açıklama:

Artık deutsch-türkisches Journal’da (www.dtj-online.de) görev yapıyorum. Dolayısı ile Zaman’daki yazılarım azaldı. Ama yine haftada bir iki defa bu sütun üzerinden sohbet etme imkanımız var.

11.06.2015 18:30