TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Soykırım mı? Hem evet, hem hayır

Önceki gün Berlin’de Kreuzberg semtindeki Amerika Gedenk-Bibliothek Kütüphanesine uğradım.

Burası adını Amerikalılardan alıyor. Amerikalılar bu kütüphaneyi savaştan sonra taş üstünde taş kalmayan Berlin’in halkına hediye etmişti. Eğitim ve fikir özgürlüğü sembolü olarak 1954 yılında halkın hizmetine açılmıştı burası.

Kütüphanede günün önemine göre belli konularda kitaplar seçilip sergileniyor. Bu sefer Ermeni Soykırımı meselesi ile kitaplar bir araya getirilmiş ve insanların dikkatine sunulmuştu.

Nedeni basit:

24 Nisan’a yaklaşıyoruz. 24 Nisan Ermeni Soykırımı meselesini anma günü olarak kabul ediliyor. Bu yıl bu meselenin 100. yıldönümü.

Zaten bu mesele gündemimize de oturdu. Önce Katolik Dünyasının manevi önderi Papa soykırım diyerek konuyu gündeme getirdi, sonra Avrupa Parlamentosu olayların soykırım olarak tanınması yönünde karar aldı. 24 Nisan Cuma günü Alman parlamentosu da bir saatini bu konuya ayıracak. Başka ülkelerde de benzer şeylerin olacağını söylemeye herhalde gerek yok.

***

Kötü öğrencilerin nefret ettiği okulların açılması karşısında hissettiği öfke ve çaresizlik gibi bu mesele de her sene karşımıza çıkar. Acaba Amerikan başkanı Soykırım diyecek mi diye yorumlar yapılır, endişeler dile getirilir. Ama hiç bir şey de çözülmez, bir sonraki sene tekrarlanmak üzere konu kendi haline bırakılır.

İtiraf etmek gerekir ki, mesele karışık. Herkes kendini haklı çıkaracak dal bulunuyor ve buna tutunuyor.

Ermeniler, özellikle de milliyetçi kesim soykırım tanımı konusunda diretiyor, Türk tarafı ise soykırım diyenlere kızıyor, nasıl böyle bir şey dersiniz diye öfkeleniyor. Ancak ne kadar etkili olduğu da tartışılır.

Peki, yaşananlar neydi? Soykırım mıydı? Bu konuda tavır ne olmalı?

***

Kanaatime göre yaşananlara soykırım demek de mümkün, dememek de. Birleşmiş Milletlerin 1948’de kabul ettiği soykırım anlaşmasındaki tanıma göre bir halkı tamamen veya kısmen ortadan kaldırmaya yönelik girişimler soykırıma giriyor. Bu olaylarda hayatını kaybeden – bazı hesaplara göre 300 bin, bazılarına göre ise 1,5 milyon – Ermeni vatandaşın ölümü hak ettiğine inanmakta zorlanıyorum.

Ancak soykırım denmesinde de problem var.

Soykırım denince akla Nazilerin Yahudi soykırımı geliyor. Bu tarihte eşi benzeri olmayan bir olay.

Ayrıca : Bu olaya soykırım dediğiniz zaman bu tanımı yapıştıracağınız olaylarda enflasyon yaşanacaktır. Belki bu sıradanlaşacaktır. İkinci Dünya Savaşından sonra bile bir halkı tamamen veya kısmen yok etme olayları son bulmamıştı.

Bu durumda kendinizle tutarlı olmak için bugün refah ve demokrasi örneği gösterilen birçok ülkeye de soykırım suçunu yöneltmeniz gerekecektir; en başta da Avustralya, Kanada, İsveç, Norveç, yakın zamanlarda da Sırbistan gibi ülkelere.

***

Acaba diyorum:

Bu soykırım sözcüğüne takılıp kalmaktan kurtulmak gerekmez mi? İsteyen istediğini desin. Başkası uygun gördüğü şeyi desin, siz uygun gördüğünüz şeyi.

Biz ise yaşananlara büyük felaket de diyebiliriz. Bu olaylarda hayatını kaybeden masum insanların, çoluk çocuğun acısını – sırf Ermeni oldukları için – paylaşmayalım mı? Böyle bir meselede acı çekenin din veya milliyetinin ne önemi var?

Artık Birinci Dünya Savaşı yıllarında değiliz. Güçlü bir ülke ve millet kendi geçmişinin pek parlak olmayan yanlarına da daha rahat eğilebilen millettir.

Ancak buna Türk halkı ve hükümetinin hazır olmadığını da görüyorum. Hükümetin son tepkilerinde sözler çok sert, çok keskin. Diplomat değiliz ama diplomasinin kim daha sert konuşabilir yarışması olmadığını da tahmin edebiliyoruz.

Bırakın, isteyen istediğini desin. Biz de ölülerle empatide milliyet ayrımı yapmayalım.

Belki biraz tuhaf gelecek ama: İnanın hepimiz insanız, öz’de biriz.

16.04.2015 20:30