TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

İyi ki bugünleri yaşıyoruz

Die Zeit’ta okumuştum. Yazar Cornelia Funke ile röportaj yapılmıştı, şöyle diyordu: 

“Çocukken çok yadırgardım. Almanlar gibi bir halk nasıl olur da ahlakı bu derece ayaklar altına alan bir otoriteye boyun eğerdi (Nazileri kastediyor). Alman olarak doğduğum için çok lanet okudum. Ta ki Alman olarak insan doğası hakkında hayalciliğe kapılmama dersini alana kadar. İnsanların komşularını ne kadar kolayca karalayabildiğini, çocukların anne babalarını ihbar edebildiğini, sevginin bizi suç ortağı yapabileceğini bilmek – tüm bunlar bizleri her türlü ideolojiye karşı koruyabilir.“

***

Aslında şimdi bizler de benzer bir ders alma sürecinden geçiyoruz.

Hem Türkler, Türkiye kökenli insanları olarak, hem de Müslümanlar olarak.

Bakın, iş söze gelince mangalda kül bırakmazdık.

Irkçılık, emperyalizm, soğukluk hep başkalarına aitti.

Müslüman olarak daha farklı bir kültüre sahiptik.

Peki o zaman neden hep Müslüman ülkeler karışık? Neden mülteciler Müslüman? Neden Müslümanlar Hıristiyan ülkelere kaçıyor? Neden hiç kimse Akdeniz’in kuzeyinden güneyine kaçmaya çalışırken boğulmuyor da hep tersi oluyor?

Bunlar bir şeylerin yanlış gittiğini göstermiyor mu?

Sadece dışarıya bakmayalım. Türkiye’nin durumu da içler acısı.

Nüfusun dindar kesimi bugünler için mi çalıştı çabaladı? Açık açık gazetecilerin tehdit edildiği günlere geldi ülke. Bu mu ‘Bizim Medeniyetimiz’ denen medeniyet? İstanbul’da muhalif bir gazetenin camlarını tekmeleyenler mi ‘bizim’ medeniyetin ayak sesleri?

İslam adına öğretilen en önemli derslerden biriydi kul hakkı konusu. Allah her türlü suçu affedebilirim, ama huzuruma kul hakkı ile gelmeyin diyordu.

Gıybet ölü kardeşimin etini çiğ çiğ yemek gibiydi. İftira gıybetten de kötü idi.

Peki o zaman eşlerinin başı örtülü olanlar nasıl bu kadar hak hukuk çiğniyor? Bu kadar zulüm yapıyor? Nasıl babasının kusuru için oğlunu, kardeşin hatası için hemşerisini cezalandırıyor?

Nasıl oluyor da atalarının ordusunda askerler sefere giderken içinden geçtiği bağdan yediği üzümün parasını kütüğüne astığı söylenirken onların torunları o üzüm bağlarını gasp etme şıkkını tercih ediyor?

Bunları ayakta tutan neden ana kitle itibariyle Müslüman kimlikli halkımız? Akıl mı arıza veriyor, vicdanı mı?

***

Evet, değerli okurlar..

Bugünkü yaşadıklarımız üzücü, can yakıcı, hatta kahredici şeyler. Ama bir bakıma güzel de bugünler.

En azından cilanın altındaki çürük ortaya çıkıyor.

Ağrı sancı iyi bir şey değildir, istemeyiz. Ama ağrı sancı vücudumuzda yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu gösterir. Bu bakımdan hoş değildir, ama yararlıdır. Ki, hastalığı teşhis edelim, tedaviye gidebilelim.

Ayrıca insanlar hayatta karşılaştığı zorluklar ölçüsünde olgunlaşırmış. İşte öyle olgunlaştırıcı bir dönem bu. Kimilerinin, dik duranların, her şeye rağmen hak hukuk, adalet ve vicdandan vazgeçmeyenlerin değeri artıyor. Bazılarının da değersizliği, kaç paralık oldukları ortaya çıkıyor.

Belki ileride daha sağlam bir gelecek kurma adına bugünler için şükredeceğiz.

***

Ha, yazının girişinde Alman tarihi ile ilgili bir örnekten bahsetmiştik. Bitirirken de yine Almanya’dan bir örnek ile bitirelim.

Eski Doğu Almanya Cumhuriyeti (DDR) bir demokrasi değildi. Bir diktatörlüktü. Halka güvenmiyor, istihbarat örgütü Stasi’ye güveniyordu.

16,6 milyon nüfuslu ülkede istihbaratın 91 bin asıl görevi muhbirlik olan elemanı vardı. 180 vatandaşa bir istihbarat elemanı düşüyordu. Bu haliyle dünya tarihinin en büyük istihbarat örgütü olduğundan bahsedilir Stasi’nin.

Ama sonuçta halkın özgürlük isteği kazandı.

Türkiye’de de birilerinin sesi ne kadar yüksek çıkarsa çıksın, ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler. Doğru daha güçlüdür. Zaman bunu gösterecek.

17.09.2015 16:06