TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Etyen Mahçupyan bir gün mahçup olur mu?

Etyen Mahçupyan Die Zeit gazetesine konuşmuş.

Okudum, mutlu oldum (!). Türkiye’de işlerin kötüye gittiğini sanırdık, yanılıyormuşuz.

Spot şöyle: “Türkiye’de AK Parti hükümetiyle tolerans arttı.”

Metinde ise şöyle diyor: “İlk defa AK Parti hükümetiyle beraber bir zihinsel çoğulculaşma yaşıyoruz. Yani birbirimize karşı tolerans artıyor, birbirimizin varlığından haberdar olmaktan memnun olabiliyoruz.”

Etyen beye aynen katılıyorum(!)

Türkiye’de basına yapılan baskılar toleransın kanıtıdır. Bir Zaytung haberini paylaştığı için bir yıl hapis cezasına çarptırılan öğrenci artan toleransın göstergesidir.

Cihan muhabiri Hüseyin Aydın’ın davet edildiği bir toplantıdan atılması toleransın ispatıdır.

Tolerans katlanmak demektir. Yeni Türkiye kuruyorsunuz. Ayak bağı olanlar var. Bunların varlığına hapishanelerde katlanıyorsunuz. Toplantıdan attığınız muhabirin dışarda ağlamasına katlanıyorsunuz. Oysa, isteseniz daha farklı da davranabilirsiniz.

Etyen beyin “İlk defa AK Parti hükümetiyle beraber bir zihinsel çoğulculaşma yaşıyoruz” tespiti de doğru.

Şizofreni diye çift kişilikli şeklinde kendini gösteren bir rahatsızlık var malumunuz.

Bu süreç ilerlesin, zihinsel çoğulculaşma da artacaktır. Baskı rejimlerinin temel bir özelliğidir bu. Baskı rejimlerinde insanların temelde iki görüşü olur. Bir resmi, bir de özel.

Etyen beyin yüzde 10 barajı ve bu konu etrafında AKP hükümeti ile ilgili tespitleri de dikkate şayan.

Diyor ki: “AK Parti `Ben bu ülkeyi demokratikleşmeye doğru götürmek istiyorum ve bu ülkede bana karşı olan bu dirence rağmen bir kavga yürütüyorum, dolayısıyla elimdeki imkanları sonuna kadar kullanacağım.`diyor. Bu imkanların etik anlamda doğru olduğunu, meşru olduğunu savunmuyor, siyasette meşru olduğunu savunuyor.”

Hmmm. Buradan ne anlıyoruz?

Bir: AKP Türkiye’yi halka rağmen, halkın yarıdan fazlasının direncine rağmen ülkeyi demokratikleştirmeye çalışıyor.

İki, burası çok önemli: AKP yaptıklarının etik anlamda, yani ahlaki anlamda meşru olduğunu savunmuyor, siyasette meşru olduğunu savunuyormuş. Enteresan. Demek bu kadar din vurgusu yapan parti meğer icraatlarında çoktan etik ve siyaseti birbirinden ayırmış.

Buna yakın argümanları tabandaki AKP destekçilerinden de duymak mümkün. “Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz, hukuk ayağımızı bağlıyor, hukuk dışına çıkabilmeliyiz“ diyorlar.

Bu ne anlama geliyor diye baktım, karşıma siyasette sonuç için yalan dolan, her türlü yol meşrudur diyen Nikolo Makyaveli çıktı.

Bir de Katoliklerin Cizvit tarikatı. 1534 yılında kurulan bu tarikat, “Amaç ulaşmak için araçları meşru kılar” anlayışı ile özdeşleştirilmiş uzun yıllar. Cizvit ilahiyatçı Hermann Busenbaum 1652’de şöyle yazmış (Kern der Moraltheologie): “Eğer amaç meşru ise bu amaca ulaşmak için yollar da meşrudur.”

Ancak Busenbaum iki şeye cevaz vermemiş yine de: Şiddet ve haksızlık. Herhalde bugün yaşasaydı gazetecileri içeri atan mahkemelere cevaz vermezdi.

***

Sevgili okuyucular..

Bazen ironi yapıyorum; belki bazı noktalarda yanlış anlamalara yol açıyor. Göz göre göre geceye gündüz, gündüze gece diyenleri görünce insan başka türlü yapamıyor.

Bitirirken Etyen Mahçupyan’a şunu demek isterdim:

Etyen bey, sizin bu mantıkla birileri de aslında çıkıp Ermeni Soykırımı meselesinde (ben onaylamasam da) şöyle diyebilir:

1915’de olanlar etik olarak doğru değildi, ama siyaseten meşruydu. Ortam farklıydı, savaş yıllarıydı, gerekliydi..

AKP hükümetini savunduğunuz gibi bunu da savunur muydunuz?

22.04.2015 20:30