TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Ehli-AK orada, ahlak nerede?

İlk üniversite yılları..

İlk kez temelden farklı düşünen Türk öğrenciler ile de bir araya geliyoruz.

O güne kadar genelde sağ kaynaklardan filan beslenmişiz.

„Batı çıkarcı..“ filan diyoruz. Bildik sloganlar yani.

Biri de dedi ki, “Yav sen ne diyorsun arkadaş. Çıkar siyasetin temelinde var. En doğal şey siyasette..”

Doğru söylüyordu bu arkadaş. Bizimkisi aslında şu bildik sloganın tekrarı idi:

Batı’nın insan hakları, hak hukuk adalet söylemlerine inanmamak lazım. Bunlar çıkarcı.. Gerisi fasa fiso.

Eee, peki çıkarcı olmayan, dürüst, ilkeli olanlar kimdi?

Bizimkiler!

***

Bugün dine atıfta bulunan bir parti iktidarda.

Geçtiğimiz dönemde bazı şeyler ortaya döküldü:

Yatak odalarında para sayma makineleri, ayakkabı kutularında yüksek miktarda paralar, bakan kollarında hediye gelmiş pahalı saatler..

Meğer hepsi paralelin göz boyamasıymış! Ortada bir usulsüzlük, yolsuzluk, anormallik yokmuş.

Bunu koca koca, yeri geldiğinde dini sözleri dilinden düşürmeyen adamlar söylüyor. Meclis’te oylama yapıldı, öyle dediler.

Peki, kendi gözlerimizle gördüklerimiz? Gördüklerimize inanmayacak mıyız? Gördüklerimize de inanmayacaksak neye inanacağız?

Bizim dediğimize inanın (!) diyorlar.

Psikolojide bunun belli bir karşılığı da yok değil aslında.

1951 yılında kişinin çevresinden ne kadar etkilendiğini ortaya çıkarmak için yapılan deney (Ash Deneyi) enteresan bir şeyi ortaya çıkarıyor:

İnsanların yüzde 37’si bir şeyi açık ve net gördüğü halde çevresi farklı bir şey söylediği için etkisi altında kalıyor ve çevrenin dediğini tekrarlıyor. Ancak bu sadece insanların üçte birinin çevresinden etkilendiği anlamına gelmiyor. Yüzde 75 çevrenin etkisi ile hatalı bilgiler veriyor.

Özetle:

Üçte birde çevrenin dediği kendi gördüklerini bastırıyor, yüzde 75’i etkiliyor.

***

Peki, koca koca adamların herkesin gördüğü bir şeyi görmemesini nasıl açıklayacağız? Ahlak ve vicdan nerede kaldı?

Solcu Alman yazar Brecht bir zamanlar, “Önce ekmek gelir, sonra ahlak“ demişti (Zuerst kommt das Fressen, dann die Moral).

Açıkçası bunda belli bir mantık olduğunu da düşünüyorum.

Ama bu durum milletvekillerine uymuyor. Karınları aç mı ki ahlaka sıra gelmiyor? Belki de uyuyor, bilmiyorum, daha henüz doymadılar..

Ama burada da bir psikoloji teorisi bize yardımcı olabilir:

1957 yılında psikolojide geliştirilen kognitif dizonans teorisine göre kişinin değerlerine ters bir bilgi onda rahatsızlık uyandırırmış. Böyle olduğunda çözüm ya o bilgiyi dışlamak, karşılaşmamak, ya da değer yargılarını o bilgi ile bağdaştırmak imiş.

Şimdi medyanın bir kısmı bir yıldır bangır bangır ortaya saçılan iddiaları dile getiriyor.

O zaman bu adamlar ya bu bilgileri görmüyor, gazeteleri okumuyor, televizyonları kumandalarından siliyor, ya hayatın gerçeği bu deyip olanlardan rahatsız olmuyor, ya da tüm bunları daha ulvi bir dava, Türkiye’yi İslami kimliğine döndürüyoruz vs. diye meşrulaştırıyor.

***

Sonuç ne olursa olsun.

Oylama ile ilgili Ahmet Davutoğlu’nun ifadelerini okuyunca (Hiçbir milletvekilimize herhangi bir şekilde yönlendirme olmamıştır.. Eğer muhalefet blok olarak oy vermişse.. Bu sürecin ruhuna aykırıdır..) bu siyaset anlayışı midemi bulandırdı.

Ehli-AK orada, ama Ah-lak nerede bilmiyorum.

22.01.2015 19:30