TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Brecht’ın yanılgısı

Sizin de gözünüzden kaçmamıştır:

Bugünlerde biz de Türkiye’nin durumu ile yatıyor, Türkiye’nin durumu kalkıyoruz.

Siyaseti bu kadar hayatımızın parçası yapmak ne kadar doğru emin değilim.

İnsanın ilgi dairesi geniş, ama etki dairesi dar. Bazılarınınki kendisi ile sınırlı, bazılarınınki biraz daha geniş.

Ve; insan kendi davranışlarından sorumlu. Ülkenin gidişatı kişinin elinde olmadığı için tavşanın gece gözüne tutulan ışığa odaklandığı gibi sonuçlara odaklanmak da pek sağlıklı değil.

Sanıyorum, toplum olarak belli bir aşamaya gelmeden, devlet olarak da liberal bir demokrasiyi kurmadan, temel hakları tesis etmeden bu sıkıntılar bitmeyecek. Her seçim hayat memat meselesi olarak görülecek. Her gelen kendi ideolojisini dayatacak, toplumda huzur kalmayacak.

Ama bugün konum bu değil. Türkiye’deki durumu tartışırken bir Alman arkadaş söyle dedi:

“Seçmen sonuçta ekonomiye bakar. Gerisi ilgilendirmez. Hukuktur mukuktur, bunlar boş şeyler..” Ve, ardından ekledi: “Erst kommt das Fressen, dann die Moral.”  Yani:  Önce ekmek sonra ahlak.

Bertholt Brecht’ın sözü bu. Toplumda üst tabakalarda olup da yoksul halka ahlak öğretenlere yönelik söylemiş. Demek istiyor ki: Karın tokluğu ahlaktan önce gelir. Ancak karnı tok olanlar ahlakı düşünebilir. Yoksulların önce karnını doyurun, sonra onlardan ahlaklı olmalarını bekleyin..

Bu söz mantıklı geliyor. Maslow’un insan ihtiyaçlarına yönelik piramidine de uygun düşüyor. Orada da ilk önce insanın yeme içme gibi insanın bedensel, sonra güvenlik ihtiyaçları gelir, bunları sosyal ihtiyaçlar, bireysel ihtiyaçlar takip eder. Tüm bu ihtiyaçları karşılananlar ise kendini gerçekleştirme, hayallerini yaşama aşamasına gelir.

Evet, bu söz mantıklı geliyor, ama bugünkü manzaraya bakılırsa eksik gibi duruyor.

Komisyonlarda yolsuzlukları aklayan milletvekillerini düşünün. Karınları aç olduğu için mi ahlakı göz ardı ettiler?

Havuz medyasında sahte belge üreten, yayınlayan sözde gazetecileri, yöneticileri düşünün. Üç kuruşa muhtaç oldukları için mi tüm bunları yapıyorlar?

Yapılan haksızlıklar karşısında susan din alimlerini düşünün. İlimleri onlara üç maymunu oyna, görme-duyma-konuşma, ay sonunda banka hesabına gelen maaşına bak dediği için mi böyle davranıyorlar?

Önce savcısı oldukları darbe davası sanıklarına sarılan siyasetçileri düşünün. Ay sonunu getiremedikleri için mi devlet imkanlarına dadanıyor, iç çamaşırı değiştirme rahatlığında fikir, eş dost değiştiriyorlar?

Bu örnekler çoğaltılabilir. Ama gerek yok, şimdilik bunlarla yetinelim.

Sanıyorum Brecht bugün yaşasaydı “Erst kommt das Fressen, dann die Moral” demezdi. En azından eksik olduğunu görürdü.

Peki ne derdi?

“Die Moral ist wie eine streunende Katze.. Sahipsiz kedi gibidir. Bazen gelir, bazen gelmez. Ne zaman geleceği de belli olmaz. Gelince de nefsini uyandıran en ufak şeyde çeker gider..”

Belki de şöyle derdi:

“Erst kommt das Fressen.. Önce yemek gelir; sonra hırs gelir.. Sonra şöhret tutkusu gelir.. Sonra iktidar arayışı gelir.. Sonra ne derse desin büyüğüne sorgusuz sualsiz itaat gelir.. Sonra akraba-i taallukatı devlet imkanlarına bağlama gelir.. Sonra tuttuğun takımın faullerini görmeme, öteki takımın her pozisyonunu ıslıklı protesto etme, rakip kalecinin gözüne lazer ışıkları tutarak şaşırtma girişimi gelir..

Sonra yemekte önce çorba, sonra köfte, sonra tatlı, en sonda da çay gelir..

Sonra..

08.04.2015 18:30