TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Bir tartışma nasıl yapılmaz?

Kağıt üzerinde bakıyorsunuz, hepsi okumuş insan. Medeni bir tartışma bekliyorsunuz. Ama mesele Ermeni Soykırımı konusu olunca olmuyor.

Berlin’de Urania Derneği’nde geçen akşam yapılan bir programdan bahsediyorum.

Urania Berlin’in eski derneklerinden. 1888 yılında kurulmuş. Amaçlarından biri bilimsel bilgi ve bulguları hayatını kitaplar arasında veya laboratuarlarda geçirmeyen sade vatandaşlara da ulaştırmak.

Geçen akşamki program gerçekten bilgi vericiydi. Ancak konuşmacıların söyledikleri ile ilgili değil, genel manzarası itibariyle.

***

Programın konusu Ermenistan 1915: Birinci Dünya Savaşı’nın Çözülmemiş Yükü.

Konuşmacılar Rolf Hosfeld (tarihçi, Lepsiushaus Potsdam), Raffi Kantian (Alman Ermeni Cemiyeti Başkanı, Berlin), Ali Söylemezoğlu (Dialog für Frieden Derneği, Duisburg) ve gazeteci Jürgen Gottschlich.

İlk üç ismin önünde doktor (Dr.) ünvanı var. Dr. ünvanı normalde belli bir olgunluğa işaret eder. Ayrıca bilimselliğe. Bilim deyince de insanın aklına kişiden bağımsız, başkaları tarafından da doğrulanabilir, güvenilir bilgi gelir.

Eğer öyleyse ya tarihçilerinki bilim değil, ya da bunlar tarihçi veya bilim adamı değil.

Benim gözüme çarpan şu oldu:

İki tarafın da kesin kabulleri, kesin doğruları var. Bunları dile getiriyorlar. Yeni argüman veya bilgiye açık değiller.

Dr. Ali Söylemezoğlu’nun argümanları yakın gelse de bazı tavırlarını yadırgadım. Lepsius’un misyoner olduğunu, dolayısı ile Ermeni Soykırımı meselesiyle ilgili söylediklerine güvenilemeyeceğini belirtmesi gibi.. Lepsius’un -iddia doğru bile olsa- misyoner olması bir konuda verdiği bilgilerin reddedilmesine gerekçe sayılabilir mi emin değilim.

Diğer taraftan Raffi Kantian ve Rolf Hosfeld’in Ali Sözlemezoğlu karşısında zaman zaman küçümseyici tavrı da hoş değildi. Taraflar birbirinin tarihçiliğini sorguluyordu. Belli ki, iki taraf da kesin inancını oluşturmuş, yeni bilgi ve bulgulara açık değildi.

Türkiye’de yaşayan gazeteci Jürgen Gottschlich’in sözleri de kayda değerdi. Kısa bir süre önce soykırım konusunda Almanya’nın payını da inceleyen kitabı çıkan Jürgen Gottschlich’e göre İstanbul’da Osmanlı Arşivinde soykırıma işaret eden bilgiler mevcut. Ayrıca Ankara’daki askeri arşivin tüm belgeleri vermediğini söylüyor. Kanaati soykırım konusunun er ya da geç Türkiye’nin resmi politikası tarafından da kabul edileceği yönünde.

Podyumda manzara bu yönde iken seyirciler arasında ise daha sakin değildi.

Ali Söylemezoğlu konuşurken ona laf atan Alman dinleyiciler olduğu gibi diğer konuşmacıların konuşması esnasında Türk bir bayan da, ‘soykırım ifadesinin benim psikolojimi nasıl etkilediğini düşünebiliyor musunuz’ dedikten sonra ‘Bu saçmalıkları daha fazla dinleyemem’ diyerek çekip gitti.

***

Gördüğüm kadarıyla yok sayarak, konuşulup araştırılmadan yok olmayacak bir konu ile karşı karşıyayız. Mesele iki tarafta da çok derinlere iniyor, halen çok canlı hissediliyor ve 100 sene sonra bile sağlıklı tartışma ortamından uzaktayız.

Alman ve Ermeni konuşmacılar Ali Söylemezoğlu’nun yaklaşımını çekilen acıları inkar etmek anlamında ahlaki bulmadığını söylüyordu. Ama o taraf da meseleye çok soğukkanlı bakıyor denemez. Daha geçen sene Heinrich Böll Vakfı’nda konuyla ilgili yapılan bir toplantıda seyirciler Asala teröristlerini de alkışlamış.

Üzücü olan ise şu:

Bir şekilde bu kadar can kaybı, bu kadar insanın hayatını kaybettiği olaya hala takım tutar gibi yaklaşılıyor. Suçlu suçsuz, haklı haksız karşısındaki tavrımızı hala bunların milliyetine veya dinine göre belirliyorsak daha yolun başındayız demektir.

26.04.2015 20:30