TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Biedermann ve Kundakçılar..

Bugünlerde İsviçreli yazar Max Frisch’i hatırladım. Hayır, ‘İşçi çağırdık, insan geldi’ sözünden dolayı değil. ’Andorra’ eserinden dolayı da değil. Biedermann und die Brandstifter isimli piyesini hatırladım.

Biedermann und die Brandstrifter.. Biedermann ve Kundakçılar..

İlk kez 1958’de Zürih’te sahnelenmiş. Biedermann Biedermeier isminden esinlenmiş, jedermann (herkes) sözcüğünü de çağrıştırıyor. Kabaca rahatına düşkün, otorite ile zıtlaşmamaya, bana dokunmayan yılan bin yaşasını hayat felsefesi yapmış bir tip.

Max Frisch’in bu eserinin Çekoslovakya’da komünistlerin halkın yardımı ile iktidara gelmesine atıfta bulunduğunu söyleyenler de var, Naziler’e işaret ettiğini söyleydenler de.

***

Gelelim hikayeye..

Şehirde sık sık yangınların çıktığı bir dönemdir. Kundakçılık sonucu çıkmaktadır yangınlar.

Biedermann evinde oturmakta, kundakçılar için idam cezasını talep etmektedir.

Kendisi fabrikatördür. Derken, kapısı çalınır. Kapıdaki zor durumda olduğunu söyler, o da evine alır.. Çatı kata yerleştirir.

Zamanla bu yanına birini daha alır. Biedermann onları evinden atmak ister, ama o cesaret ve kararlılığı gösteremez.

Bunların çatı kata benzin bidonları çıkardığını görür, inanmak istemez.

Biedermann sadece cesaretsiz değil, kendinden güçsüzlere karşı acımasızdır da. Hizmetçisi intihar ettiğinde eve polis gelir, bidonlarda ne olduğunu sorar. Ne olduğunu söylediğinde kundakçılardan kurtulabilecekken, söylemez.

Çatı katta kundak hazırlıkları devam etmektedir. Açıkça kundakçı olduklarını söylerler. Ama Biedermann inanmak istemez. Hatta inanmadığını göstermek için onlara kendi elleri ile kibrit kutusu bile verir.

Sonunda, evi ateşe verirler, alevler yükselir. Ama Biedermann hala inanmak istememektedir.

Bütün şehir kül olur.

Bu olurken koro ise şu yorumu yapmaktadır: Biedermann’ın evi aptalık sonucu yanıyor, ama aptallıklarını kader sözcüğü ile örtmeye çalışıyorlar.

***

Günümüzde de birileri yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar ile mücadele sözü ile yola çıkmıştı.

Yolsuzluk ortaya çıktı. İnanmak istemediler.

Ortalık yasaklardan geçilmez oldu, gazeteciler nefes alamaz hale geliyor. Birileri bana dokunmayan yılan bin yaşasın derdinde.

Halktan biri olmakla övünüyorlardı, saraya taşındılar. Ev kirasını ödeyemeyenler sanki kendisi sarayda oturuyormuş gibi bunu büyük devlet göstergesi saydı.

Evdeki paraları sıfırlama ses kayıtları yansıdı. Aldırmadılar, adeta evliya mertebesine çıkardılar.

Şimdi saray da yetmedi, hukuk mukuk ayak bağı olmasın, başkan olayım filan diyor.

Aslında kibrit istiyor.

***

Birileri aslında onu da vermeye razı, tıpkı Biedermann gibi.

Bakalım evin diğer sakinleri, ‘Aman ha, oğlum sen kafayı mı yedin, aklını başına topla..’ diyecek mi.. Birileri de bu uyarılara kulak kabartıp kibrit vermekten vazgeçecek mi?

NOT: Tüm okuyucularızın Kurban Bayramı’nı tebrik ederim.

24.09.2015 16:21