TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Aynanın gösterdiği

Bir kitapta okumuştum. İnsanlardaki zeka dağılımını anlatıyordu.

Buna göre insanların aşağı yukarı yaklaşık üçte ikisi normal bir zeka sahibi.

Yüzde 16’sı ortalamanın altında, yine yüzde 16’sı ortalamanın üstünde bir zekaya sahip.

Yüzde bir-iki civarı da üstün zekalı, yine yüzde bir-ikisi.. Ne diyelim.. Üstün zekasız.

Üniversitelere bakınca..

Öğrencilerin çok büyük bir çoğunluğu akademisyen ailelere sahiptir.

Okuyanlar zeki olanlar mı?

Hayır. Çocukları aile yönlendiriyor. Ortam kendine uygun öğrenciyi ortaya çıkarıyor. Genel itibariyle tabii.

Aslında bu toplumlar için de geçerli.

Bakın, Avrupa’da bisikleti ile parlamentoya giden vekillerin haberini duymuşuzdur.

Ben randevularına bisikleti ile giden bir büyükşehir belediye başkanını tanıyorum.

Ya Türkiye’de?

Geçenlerde yazarımız Ahmet Turan Alkan’ın köşesinde okumuştum.

Parti başkanlarını, birer padişah gibi davranmalarını anlatıyordu.

Yazısının bir yerinde şu ifadelere yer veriyordu:

“Bir defa parti liderliği yapan bir kişiyi günün birinde asla eski işinin başında göremezsiniz.

Yapamadığından değil elbette, kendilerine yakıştıramadıklarındandır.”

Bir parti başkanı koltuğuna neden yapışır? Kendi mesleğini yapmayı gururuna yediremez, kendine yakıştıramaz?

Hani lafa gelince namusuyla yapılan her iş şerefliydi?

İşte liderlerin nasıl bu hale geldiği konusunda geçenlerde ben de bir fikir sahibi oldum.

Selahattin Demirtaş’ın Berlin’deki toplantısına katılmıştım.

Araba ile gelişine, içerde karşılanmasına şahit oldum.

Sanki bir insan değil, insanüstü bir varlık vardı karşınızda.

Sonra düşündüm:

Böyle muamele gören bir insan normal kalabilir mi?

Hadi bir gün iki gün kaldı.. Aylarca, yıllarca devam etse bu insan değişmez mi? Kendine pay çıkarmaz mı?

Bence çok zor.

Söz giderek üzüyor, neticeye gelelim:

Nasıl ki genel itibariyle her aile kendine uygun meyveler veriyor.. Toplumlar da kendine uygun liderler çıkarıyor.

Bireylerin güçlü olduğu, doymuş toplumlar liderlere insanüstü bir şey muamelesi yapmıyor.

Ne birey çok değersiz, ne lider insanüstü bir şey.

Bu ortamlarda bisiklet süren liderler görüyorsunuz.

Böyle olmayınca siyasete ne kadar mütevazı duygularla başlasa da zamanla değişime uğruyor.

Dışarı yönelik ne kadar halkın canını okşayan sözler etse de içerde ego büyüyor.

Bu sadece siyasetçinin suçu mu, orası tartışılır.

Makam araçları ile dolaşan, aracı kırmızıda geçme üstünlüğüne sahip olan, gittiği yerde elini öpmek için sıraya girilen bir kişinin ayakları ne kadar yerde kalabilir?..

Değerli okurlar..

Yukarıdakileri eleştirirken işin biraz da bu yönünü görmek lazım herhalde.

Yoksa A despot gider B despot gelir. Zira, her iklim kendine uygun bitki çıkarır.

Ne dersiniz?

01.10.2015 17:00