TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Anahtarlığımı kaybettim.. Aramıyorum

Diyanet’in kuruluşu 1984 yılına rastlar.

Almanya’daki cemaatlerin tarihine bakılırsa bu geç bir tarih.

İlk gelenler işçi olarak çağırılmışlardı. Ancak gelenler sadece işçi değildi, insandı. İnsan da aynı zamanda hayatı anlamlandırma ihtiyacı, din ihtiyacı, ibadet ihtiyacı olan bir varlıktı.

İşçi çağırılmıştı, ama ibadet ihtiyacı da olan insanlar gelmişti.

İslam Kültür Merkezleri kuruldu.. Milli Görüş geldi. DİTİB ise daha sonra geldi. Kuruluş amacına bakılırsa buradaki Türkiye kökenli Müslümanları cemaatlere kaptırmama, kontrol var. Kaynaklar böyle diyor.

Ama vatandaş DİTİB modeline güvendi. Bugün DİTİB cami derneği sayısı olarak da en büyük teşkilat.

Almanlar tarafından bugüne kadar DİTİB’e karşı devlet bağlantısı öne sürülürdü. Buna karşı DİTİB çevrelerinden de Almanya merkezli sivil bir göçmen kuruluşu olduklarını söylerlerdi.

Ancak son bir iki yıl Türkiye’de yaşananlar Türkiye’deki tüm kurumları etkilediği gibi DİTİB’i de teğet geçmedi. DİTİB iktidarın bir uzantısı görünümünden kurtulamadı.

AKP’liler DİTİB camilerinde veya lokallerinde seçim propagandası yaptılar. DİTİB lokallerinde iktidarın hoşuna gitmeyen yayınlar yapan televizyon kanalları silindi. Şimdi de seçim mitingleri için imamlardan cemaat organize etme, seçim meydanlarına göndermelerinin istendiği ortaya çıktı.

Böyle mi olmalıydı?

DİTİB siyaset üstü dini bir teşkilat değil miydi? Üstelik bunlar Türkiye’de adı hırsızlığa karışmış, hakim savcı tutuklayan, adalete güveni de sıfırlamış bir iktidar adına yapılıyor!

Hayır, böyle olmamalıydı. 1984 yılında kurulan DİTİB, 1984 romanında anlatılan diktatörlük rejimine giden yolun parçası olmamalıydı.

DİTİB’in siyasallaşması sadece cemaati bölmekle kalmaz. DİTİB’in aynı zamanda İslam’ı ve İslami değerleri temsil ettiği düşünülerek yapılan yanlışlar bu değerlere güveni de sarsar.

***

Sarsıyor da..

Başlıkta kullandığım ifade tam da bu sarsılma ile ilgili.

Anahtarlığım DİTİB’indi. Bir tarafında DİTİB yazıyordu, diğer tarafında ise Köln’de yapılan DİTİB camisinin fotosu vardı.

Aslında bu cami Almanya’daki Türk, Türkiye kökenli insanları olarak sahiplendiğimiz, bağışlarla bir tuğla ile dahi olsa payımızın olmasını istediğimiz bir projeydi.

Birçoğumuz için hala da öyle, ancak bir güven bunalımı yaşadığımız da bir gerçek.

İşten böyle bir ruh hali ile elimden çıkmış olan o anahtarlığı pek de aramıyorum doğrusu.

Camiler, oralarda yüksek değerler anlatıldığı, herkesi kucaklandığı sürece; kısaca cami oldukları sürece değerli. Kire bulaşmış bir iktidara payanda yapılan binalar ise ne kadar görkemli olsalar da insanların ruhuna tesir edemez.

Anlamını kaybeder.

10.05.2015 20:30