TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Ana dil elden gidiyorsa kitaptan yakalamak lazım

Dün yayın toplantımızda söz Türkçeye geldi. Ana dil Türkçeye.

Almanya’da zaman zaman ana dil elden gidiyor diye konuşulur. Sonra neden gittiği, ne yapılması gerektiği üzerinde durulur. Haber yapmak için kimlerle görüşülebileceği masaya yatırılır.

Türkçe gerçekten elden gidiyor mu? Gidiyorsa yoksa önce gönülden gitmedi mi?

Bu konularda pek emin değilim.

Türkçe elden gidiyor diyenler acaba neyi kastediyor? Çocukların hiç Türkçe konuşamamasını mı?

Bunu pek tahmin etmiyorum.

Konuşurken Türkçe ve Almanca kelimeleri karıştırmasını mı? Farklı bir dil ve kültürle teması olup da bunu az çok yapmayan kim var?

Bahnhof, otoban, Keller (kela).. Bunları hepimiz kullanmıyor muyuz?..

Yok konuşuyorlar da, kitabi konuşmuyorlar deniyorsa o başka.

Bu yaşıma geldim, ben de hala bilmediğim kelimelerle karşılaşıyor, sözlüğe bakıyorum. Sonra gençlik dönemlerinde okuduğum kitapları bazen karıştırıyorum. Bazı kelimeleri bilmediğim için altını çizmişim.

Bugün o kelimelere bakınca bir zamanlar ne gibi kelimelerin altını çizmişim şaşırıyorum.

Hiç kimse anasından mükemmel bir Türkçe ile doğmuyor. Dili ana-babadan öğreniyor.

Zamanla seviyor, emek veriyor. Okuyor, bilmediği kelimelere bakıyor. Bu şekilde giderek Türkçesini geliştiriyor.

Türkçe elden gidiyor, ne yapmalı diye sorunca karşımıza çıkan bu. Bu dili hiç birimiz mükemmel konuşmayabiliriz. Yapılacak şey belli:

Okuyacaksınız. Seveceksiniz. Sevdireceksiniz. Kendiniz sevmeden sevdirmeniz de zor. Bunu yapıyor muyuz?

Bir atasözümüz var:

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.

Gerçekten de öyle. Aslında bu atasözüne uyulsa bilmeme problemi de kalmaz.

Bu düşünceleri yazarken İçişleri Bakanı Ala’nın konuşmasına rastladım.

Görülüyor ki, bizim Türkçe sorunumuz aslında daha büyük. Yurtdışındaki çocuklara gelinceye kadar dil problemini çözememiş o kadar insan var ki. Üstelik bunlar devletin üst makamlarına kadar çıkabilmiş bu Türkçeleri ile.

Sonra bir adım daha geri gidip tarihe baktığımızda Türklerin ana dillerine sahip çıkma konusunda da pek duyarlı olmadığını görüyorsunuz.

Osmanlı zamanında Türkçe Arapça ve Farsça kelimelerle doldurulmuş.

Şimdi burada birileri tarihe düşmanlık, farklı dillere düşmanlık yaptığımı sanacak. O değil. Tabii ki, yabancı dillerden de kelimeler alınacak.

Ama bu kadar almak şart mıydı? Türkçe karşılığı olan kelimeleri almak şart mıydı? Dile bu kadar yabancı kelime alıp da vatandaşın artık anlayamadığı bir dil ortaya çıkarmak doğru muydu?

Bazıları, “Bir Alman 500 sene önce yazan Martin Luther’i anlıyor, biz ise bırakın Osmanlıcayı 30 sene önce yazılanları anlamıyoruz“ diyor.

Bu günümüz nesillerinin eksikliği mi? Yoksa bu atalarımızın dile çok fazla yabancı kelime alarak neredeyse yeni bir dil çıkarmış olmasından kaynaklanmasın..

Laf uzadı.

Ana dil ve ana dilin elden gitmesini konuşuyorduk. Elden gitmemesi isteniyorsa – tekrar olacak ama- yapılacak şey belli:

Okumak, sevmek, emek vermek.

Yok biz okumadan bu işi halledelim diyorsak o başka. Belki o da olur.

Okumadan bilgi sahibi, bilmeden görüş sahibi olunabilen bir yerde okumadan dil de gelişebilir belki, neden olmasın.

04.03.2015 19:30