TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Adam iyi, içinde bulunduğu durum kötü?

Değer verdiğim bir yazar abimiz yazıyor:

“Adam sakallı.. Oldukça iri gibi görünen kafasını tebessüm eden yüzü süslüyor. İslamcı bir köşe yazarı. Dindar bir entelektüel..“

Bu ifadelerden sonra gelen ise aslında şaşkınlığının bir ifadesi. Buna herkesin cevap aradığı sorunun ifadesi de diyebiliriz:

Müslüman bir insan nasıl yalan söyler, iftira atar? Bu kadar kolay kul hakkına girer? Dindar bir entelektüel nasıl engizisyoncular gibi düşmanlık pompalar, fanatik davranır? Tebessüm eden, güven telkin eden sakallı yüzün arkasındaki bir beyinden bunlar nasıl çıkar?..

Bu soruların cevabı merak ediliyor.

***

Ya cevap?

Cevaba geçmeden önce birkaç tespitte bulunayım.

Bu şaşkınlık biraz da bizim bugüne kadar gerçeklerle pek ilgisi olmayan, kendimizi aldatan hamasi söylemlere kanmamızın bir sonucu.

Daha 1990’lı yıllarda yazılmış köşe yazılarını hatırlıyorum. Ahlak ancak dini temelde olur, Batı’lılarda sağlam temel olmadığı için üzerinde sağlam ahlak da olmaz yönünde şeyler savunuluyordu.

Bugün bunu savunmak mümkün mü?

Eğer böyleyse içinde yaşadığımız dünyada prensiplerine göre davranan insanlarla karşılaşırken bu tarafta nasıl aksakallı, tebessüm yüzlü diktatör severler çıkıyor?

Her toplum kendini beğenir. Toplumdaki bireylerin hamasi şeyleri savunması normal karşılanabilir.

Ancak okuyup yazan, aydın kişilerin daha gerçekçi değerlendirmelerde bulunmasını beklemek hakkımız.

***

Şimdi gelelim yukarıdaki sorularımızın cevabına.

Bu sorulara cevap ararken benim aklıma gelen isimlerden biri Philip Zimbardo ve Stanford hapishane deneyi.

1971’de yapılan bu deneyi uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. İsteyen internetten okur. Şu kadarını söyleyelim:

Çevrenin, içinde bulunduğu durumun insan davranışları üzerindeki etkisine yönelik rastgele seçilen kişilerle hapishanede mahkum gardiyan rolleri ile yapılan bu deney bir hafta sonra yarıda kesilmek zorunda kalıyor.

Daha ikinci gün gardiyanlar sadistçe davranışlar sergiliyor, mahkumların başına çuval geçiriyor, işkence uyguluyorlar.

Hatta kendine verilen geçici role deneyin sorumluluğunu taşıyan ve deneyde hapishane müdürü rolünde olan Zimbardo da kaptırıyor.

Şöyle anlatıyor:

“Çok daha erken bir dönemde içinde bulunulan durumun insan davranışı üzerindeki etkisi kanıtlanmıştır, deneyi yarıda keselim demeliydik. Ama o dönemde kendim de yanlış gidişatın parçası haline gelmiştim. İnsanların çektikleri beni ilgilendirmiyordu, mağdurlarla ilgilenmek yerine sadece olup bitenleri takip ediyordum.. Kötü bir şey yapmamıştım, ama başkasının kötülük yapmasına seyirci kalmıştım.“

Deneyin yöneticisi ve deneyde hapishane müdürü konumundaki Zimbardo ancak dışarıdan bir kadının uyarısı deneye son vermeye karar verdiğini belirtiyor.

***

Şimdi, her şeyi bu deneyle açıklama iddiasında değiliz. Ama önemli bir noktaya işaret ettiğini söylemek mümkün.

Peki, bu deney bugün bize neyi söylüyor? Adam iyi ama çevresinin veya içinde bulunduğu durumun kötü olduğunu mu?

Çevrenin insan üzerinde etkisi büyük evet. Ama bu yine kişiyi davranışlarındaki sorumluluğundan kurtarmaz. Sonuçta içinde bulunduğu şartlar da kişinin tercihlerinin sonucu.

Belki toplum için şu kadarını söylemek lazım:

Hiç kimseye sakalına veya benim başörtülü bacım edebiyatına güvenerek fazla iktidar vermemeli. Yoksa iş çığırından çıkıyor.

Daha Türkçesi:

Koyun olana güdücü, eşek olana da binici talibi mutlaka çıkar.

12.03.2015 19:30