TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Medeni Cesaret(imiz) neden eksik?

Türk toplumu kahramanlık vurgusu güçlü olan bir toplumdur.

Tarih kitaplarında askerlerin kahramanlığı öve öve bitirilemez. Hatta asker millet yakıştırmasını severiz.

Ben de Türkiye’deki ilkokul döneminden hatırlıyorum:

Sanıyorum Türkçe kitabıydı. Bir okuma parçasıydı, kullanılan fotoğraf unsurunda duman içinde askerler görünüyordu. Metinde de – hafızam beni yanıltmıyorsa – şöyle bir ifade geçiyordu: Türklere esir olmak bile şereftir!

Bu askeri cesaret konusuna vurguya rağmen başka bir cesaret alanında ise o kadar iyi görünmüyoruz Türk toplumu olarak. O da:

Medeni cesaret (!) konusu.

Oysa bugün askeri cesaret modern toplumlar için o kadar da büyük meziyet değil. Artık kılıç ve kalkanı alıp düşman üstüne koşmuyorsunuz. Adamlar bugün Arizona’da oturup Afganistan dağlarında adam öldürebiliyor.

Bugün artık medeni cesaret daha önemli. Yani:

Üstün tuttuğumuz bir değer, yücelttiğimiz bir ahlak kuralı gözlerimiz önünde çiğnendiğinde.. Veya bir toplu taşıma aracı içinde birileri gelip masum birini köşeye sıkıştırmaya çalıştığında sesini çıkarmak gibi. Kendi çıkarımız söz konusu olmasa, hatta kendimizin zarar görme ihtimali olsa dahi.

***

Peki..

Türk toplumunda medeni cesaret neden geri?

Mesela bir yıldır birileri hak-hukuk çiğnediği, söze gelince yücelttiğimiz birçok değeri çiğnediği halde Türk toplumu neden sessiz? Bu kadar cesaret edebiyatı ile yetiştiği halde medeni cesaret neden yerlerde sürünüyor?

Bana göre bu birkaç faktöre bağlı. Başlıca faktörler şunlar:

1.  Postmodern Toplum Tezi:

Ronald Inglehart’ın postmodern toplum tezine göre toplumlar eksikliğini çektikleri şeyleri isterler. Değer yargılarında onlar öne çıkar. Fakirlik çekenler maddi değerleri, maddi problemlerini çözenler başka değerleri öne çıkartır.

Türkiye toplumu maddi problemlerini çözmüş değil çoğunluk itibariyle. Maddi çıkarlar ön planda. Çoğu kişide okumaktan maksat ilim değil, memuriyet kazanmaktır mesela.

2.  Zayıf Birey:

İkinci olarak zayıf birey de başka bir faktör.

Düşünmek, kendi kafasını kullanmak özendirilen bir şey değil. Veya, kazanılmış bir özellik değil. Eğitim de bu özelliği pek desteklemiyor.

Düşünün.. Çocuk ilkokula gider, dayak yer. Şimdi nasıl bilmiyorum, ama bizim zamanımızda okulda öğretmenden dayak yemeyen yok gibiydi.

Çocuk okuldan çıktı askere gitti diyelim, orada da dayak devam eder. Şimdi nasıl bilmiyorum, ama büyüklerin asker hatıralarında dayak hep anlatılırdı.

3. Ben Bilmem Büyükler Bilir Mantığı:

Sanıyorum üçüncü bir faktör de ben bilmem büyükler bilir mantığı.. Bunun devamında devlet kurumunun sorgulanamaz, kutsallaştırılmış bir şeye dönüştürülmesi.

Batı’da ’sosyal devlet’ olayı vardır.. Alman anayasasında vatandaşın devlet karşısında temel  hakları söz konusudur. Türkiye’de ise ’sosyal vatandaş’ prensibi hakim gibi. Mesela devletin bu kadar yüksek askerlik bedeli istemesi, bunun için yurtdışındaki gençlerin işinin olup olmamasının dikkate alınmaması kimse tarafından garip karşılanmaz..

Neden? Biz bilmeyiz, büyükler bilir!

***

Askeri cesaret – medeni cesaret derken aklıma Almanya’nın önemli devlet adamlarından Bismarck geldi.

Bismarck Almanya’da medeni cesaret kavramını ilk kullananlardandır. 1864 yılında Pruysa Parlamentosu’ndaki bir konuşmasında şöyle der:

“Savaş meydanında cesaret bizde yaygın olan bir şeydir. Ama çok saygın kişilerde dahi medeni cesaret eksikliği görmek hiç de nadir görülen bir şey değildir bizde..“

Bismarck 1864 yılı Almanya’sından bahsediyor, biz 2014 sonu Türkiye’sinden..

28.12.2014 19:30