TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

25 yıl

Zaman Avrupa 25 yaşında.

Almanya’da ilk baskısını 17 Nisan 1990’da yapmış.

Bu 25 yılın önemli bir kısmında ben de vardım. Bu mutluluğu yaşamış biri olarak bugün kendi tecrübemi siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.

***

Yıl 1995-96 idi.

O zamanlar haberden sorumlu olarak Sebahattin Çelebi Bey vardı.

Münster’de okuyordum. Gazeteye arada bir haber gönderiyordum.

Bir ara Sebahattin Bey haberlere muhabirlerin fotoğrafını koyma uygulamasını başlatmıştı.

Bir gün trenle Hamm’dan Münster’e giderken tren istasyonundan gazeteyi almış, arka sayfalarda küçücük kendi resmimi görmüştüm.

O zamanlar bu çok farklı bir duygu idi. Sanıyorum trende en az beş altı defa gazete sayfalarını çevirmiş, kendi haberime rastlayınca durup onu baştan sona okumuştum.

Sanki artık meşhur olmuştum.

Oysa bugün biliyoruz ki, okuyucuların önemli bölümü haber veya yazıları okumuyor. Başlayan herkes sonunu getirmiyor. Sonunu getiren beğenmiyorsa çabuk unutuyor. Beğenen de sadece birkaç gün hatırlıyor…

1996 yazında gazeteye geldim. Sebahattin Bey yaz tatilinde 2 aylığına gelir misin diye sormuştu. Şimdi bakıyorum, bugün itibariyle 2 ay olmuş neredeyse 20 yıl.

Zaman kendi okurunu ortaya çıkardı deniyor. Doğru, ama eksik. Aslında Zaman kendi gazetecilerini de yetiştirdi. En azından kendim için bunu söyleyebilirim.

Almanya’ya misafir işçi olarak gelenlerin devamıyız. Bizim sosyal çevrelerimizde gazetecilik diye bir meslek yoktu.

Hauptschule’ye giderken araba tamirciliği, araba elektrikçisi, duvarcı gibi meslekler kafamdan geçerdi. Bir ara radyo televizyon tamirciliğini ciddi ciddi düşündüm.

Sonra Gymnasium’a geçtim. Niyetim illa da bitirmek değildi. Bizim gözümüzde Gymnasium’un yeri çok büyüktü. Benim de amacım bitirmesem de biyografimde bir gün de olsa Gymnasium’a gitti diye yazması idi. Ama Gymnasium tecrübesi beklediğimden farklı gelişti.

Orada da eğer üniversiteye gidersek düşüneceğimiz meslekler inşaat mühendisliği, makine mühendisliği gibi mesleklerdi. Tıp hiç aklıma gelmezdi, zira Hauptschule’den liseye geçmiş biri olarak notlarım böyle hayaller kurmaya engeldi.

Gazetecilik aklımın ucundan geçmeyecek bir meslekti. Türkiye’de ilkokuldan sonra Almanya’ya gelmiş, Hauptschule 5’inci sınıftan 10’unci sınıfa kadar ’Diktat’ların hiç birinde 4 alamamıştım. Hep 5 veya 6 gelirdi.

Ama gayretliydim. Sonuçta yıllar sonra Zaman sayesinde hiç aklıma gelmeyecek bir mesleğin içinde buldum kendimi.

Özellikle ilk zamanlar büyük sıkıntılar çektiğimiz oldu. Benim başladığımda sanıyorum gazetenin tirajı dört bin civarında idi, kurumsallaşmanın k’si henüz ufukta görünmüyordu.

O yıllarda Hürriyet 120 bin tirajı ile Türk basını denince akla gelen ilk gazeteydi. Sabah ve Türkiye sanıyorum 50-60 bin civarındaydı, Milliyet 40 binlerdeydi.

Bu süreçte Mahmut Çebi Bey geldi sorumlu olarak. Bizi cesaretlendirdi, ufkumuzu açtı.

***

Bugüne gelirsek…

Gazetecilikte internet yazılı basını bitirecek mi diye tartışmalar yapılıyor.

Bu tartışmalar önemli. Sektörün durumu ne, nereye gidiyor, takip etmek gerekiyor. Ama çevre şartları herşey demek de değil.

Eğer öyle olsaydı karşımızda bugünkü tablo olmaz, diğer basın organları ya kapanır ya da kapanma noktasına gelirken Zaman 25’inci yılını böyle kutlamazdı.

Sonuçta insanlar çevre şartlarının esiri değil, tercihleri ve iradesi ile tarihin akışını yönlendirebiliyor.

50. yıl nasıl olacak dersiniz?

Bu irade ile belki de karşımızda iki gazete olacak. Bir Zaman, bir de Alman medyasında ayrılmaz yeri olan Almanca bir gazete.

Yaşayanlar görecek inşallah.

24.06.2015 18:30