TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

İran’dan gelen mektup

İran, hakkında çok az şey bildiğimiz ülkelerden biri. Bize çok yakın, ancak bizim kendisine çok uzak oluğumuz bir ülke.

Bunu söylerken aradan yüzyıllar geçmesine rağmen dilini Mevlana Celaleddin Rumi’nin Mesnevi’si gibi edebi şaheserlerle koruyan, Şiilikle bizden farklı bir mezhebe sahip olan, petrol ve gaz rezervleri ile Orta Doğu’nun en önemli aktörü bir ülkeden söz etmiyorum sadece. Kastettiğim İran’ın Ayetullah Humeyni önderliğinde 1979 yılında gerçekleştirdiği devriminİslamcı gruplar ve sıradan Müslümanlar üzerindeki etkisidir.

Bunun Almanya ile ne alakası var diyebilirsiniz. Ama var.

Doksanlı yılların başında müdavimi olduğum DİTİB camiine belli aralıklarla bir Alman gelmeye başladı. Almanca bilen cami gençlerinin sohbetine katılan bu Alman’ın ismi Muhammed Ali’ydi. İslam’a İran devriminden dolayı ilgi duyan Muhammed Ali cüzdanında devrim lideri Ayetullah Humeyni’nin fotoğrafını taşıyordu.

Bir gün Muhammed Ali gelmemeye başladı. Sebebini posta kutumda İran’ın Kum şehrinden gelen bir mektubu bulduğumda anladım. Mektubu gönderen Muhammed Ali idi. Ali dini eğitim almak için İran’a gitmiş ve gönderdiği mektupta yaşadıklarını anlatıyordu. Daha sonra Almanya’ya geri döndüğünde kendisi ile tekrar görüşmüş ve devrimle ilgili yaşadığı hayal kırıklığını dile getirmişti.

İran’a o gün ve bu gün giden sadece Muhammed Ali gibi ihtida eden Almanlar olmadı. Sözünü ettiğim caminin kurucuları arasından da İran’a gidenler olmuştu. Devrim sonrası yıllardahatırımda kalan diğer bir olay ise Sünni ehl-i tarik bir tanıdığımın İran elçiliği ile irtibata geçerek Kayhan gazetesini Türk adreslerine dağıtmasıdır.

İran’ın Almanyalı Türklere yakın ilgisi geçmişle sınırlı değil. Son bir-iki yıl içinde Berlin’deki bazı Türk sivil toplum kuruluş yöneticileri de İran’a gidenler kervanına katıldı. Bu insanların – daha önce ulusalcıların yaptığı gibi – bugün Hizmet karşıtı programların organizasyonunda başı çekmelerinin İran ziyaretleri ile ilgisi var mı acaba?

1979’dan sonra İran’ın çok ciddi devrim ihraç çalışmaları oldu ve halen de var. Ancak bunun Türk toplumu üzerinde etkisi hakkında ne yeteri kadar bilimsel çakışma yapıldı, ne de bu konu yeteri kadar tartışılıyor. Türkiye son 35 yılda, Anadolu’nun öz malı, Sünni bir hareket olan Hizmet Hareketi’ni tartıştığının onda biri oranında İran’ın etkisini tartışmamıştır. Neden?

Kendini İslam’ın temsilcisi ve ‘Tağutlara karşı Mustazafların’ avukatı olarak gören İran farklı yollarla Batı’ya artık düşmanlık değil, barış ‘mektupları’ gönderiyor. Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Alman Sueddeutsche gazetesinde bir yorum yazısı çıktı. Birinci sayfadan anons edilen yazısında Ruhani, atom bombasının İslam’ın ‘temel değerleri’ ile savunulmayacağını belirterek, “İstikrarsız bir bölgede İran barışa katkıda bulunabilir. Ancak bunun olması için Batı’nın ülkenin bölgedeki rolüne saygı duyması gerekir” görüşünü dile getiriyor.

Bu ara komplo teorileri çok yaygın. Benim ki Ankara’daki yeni muktedirlerin akla ziyan saçmalamaları kadar gerçeklikten uzak değil. Aksine uluslararası arenada ip uçları görünen bir gelişme.

Türkiye her geçen gün Batı’dan uzaklaşıp otoriter bir rejime doğru gerilerken İran Batı ile yeni köprüler kuruyor. İran önümüzdeki yıllarda özelde ‘Büyük Şeytan’ ABD ve İsrail, genelde tüm Batı ile siyasi ve ekonomik işbirliğini geliştirir ve düşman konumundan partner konumuna yükselirse şaşırmayın. Eğer İran bunu başarırsa Orta Doğu’yu şekillendirmek isteyenlerin yeni gözdesi ve İslam coğrafyasının lideri olabilir.

Afrika’daki Batı sömürgesini Afrikalılar, “Müstemlekeciler Afrika’ya geldiklerinde onların İncil’i bizim de bereketli topraklarımız vardı. Daha sonra bizim elimizde İncil onların elinde ise bizim bereketli topraklar.” şeklinde açıklar.

Şu günlerde Ankara’daki yeni muktedirler bir taraftan ‘vatana ihanet’ ve ‘yeni istiklal mücadelesi’ söylemi ile ulusalcıların kötü mirasını devraldı. Diğer taraftan ise İran’da yaygın olduğu şekliyle her şeyi komplo teorileri ile açıklama hastalığına tutuldu.

İran devriminin, siyaseti dinin amentüsü arasında gören İslamcı hareketler üzerine doğrudan, dindar kesim üzerinde dolaylı etkisi oldu. Türkiye’deki siyasal İslam temsilcileri İran’dan devrim dilini, İran ise Türkiye’den Orta Doğu’da istikrar adası ve barış diplomasisinin adresi olma rolünü üstlenmeye başladı.

Acem oyunu dedikleri bu olsa gerek.

29.12.2013 18:06