TAKİP ET

Alparslan Cansu

İnternetsiz 48 saat

Alışkanlık hâline getirdiğimiz şeyler vardır hayatta. Onları dizginleyemediğimiz takdirde fıtratımız, hatta kaderimiz hâline dönüşür onlar. Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olurlar. İçinde yaşadığımız çağda ise insanların en çok alışkanlık hâline getirdiği nesne şüphesiz İnternet. Günlük hayatımızın tamamen dijitalize edilmiş durumda. İnternete girmeden duramıyoruz. Bu durumu sorguladığımız zaman ise, ‘gerçekten bu kadar İnternet tüketimi ihtiyaç mı?’ diye […]

Alışkanlık hâline getirdiğimiz şeyler vardır hayatta. Onları dizginleyemediğimiz takdirde fıtratımız, hatta kaderimiz hâline dönüşür onlar. Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olurlar. İçinde yaşadığımız çağda ise insanların en çok alışkanlık hâline getirdiği nesne şüphesiz İnternet.

Günlük hayatımızın tamamen dijitalize edilmiş durumda. İnternete girmeden duramıyoruz. Bu durumu sorguladığımız zaman ise, ‘gerçekten bu kadar İnternet tüketimi ihtiyaç mı?’ diye soruyor insan. ‘Bu kadar bilgi edinmeye ihtiyacım var mı gerçekten?’

Elbette hayır. Kaldı ki medya mensubu olarak bilgisiz ve gündemi takip etmeden durmamız mümkün değil. Fakat dünyamız alabildiğine çok hızlı gelişmesine rağmen, bir hafta gündemleri takip etmediğiniz zaman bile ardından büyük bir sürprizle karşılaşmayabiliyorsunuz. İyi kötü gündemi okuyup değerlendirebilen insanlar, bir haftalık bir aradan sonra bile fazla bir yenilik göremiyor.

O yüzden ara sıra sözkonusu sanal dünyayla kablo bağlantılarımı kesip hiç girmemeyi düşündüm. Sonunda bunu uygulamaya koydum. Sonuç: Mükemmel. 48 saat internetsiz bir hayat. Facebook yok, Twitter yok, Mail kutularıma bakmak yok, araştırma yapmak yok. Onun yerine sadece kitap karıştırmak var. İnanın insan müthiş huzurlu oluyor.

Çevremde hiç internete girmeyen insanlar var. Onun yerine hayatları kitapla geçiyor bu insanların. Sonucunu bu insanlarla sohbet ederken hemen anlıyorum: Amiyane bir tabirle ‘hafızaları zehir gibi’. Oysa İnternet yüzünden beynini bilgi müzehrafatına (çöplük) çevirmiş birisi olarak, bazen karşılaştığım bir insanın ismini bile hatırlayamadığım oluyor. Anladım ki, beyni gereğinden fazla yoruyoruz. En büyük sebebi ise İnternet.

Almanya’da aileler üzerinde deneyler yapan bir kuruluş var. Bir televizyon kanalında bu deneylerin sonuçlarını gösterdiler. Deneyin adı: İnternetsiz bir ay. Aile bu bir ay içinde her gün için farklı programlar düzenledi. Bir gün tiyatro ziyareti (kostümler giyinip kendileri bir oyunun parçası oldular), bir gün masa tenisi gibi atraksiyonlar yaptılar. Bir başka gün farklı yerleri gezmeye çıktılar. Koskoca bir ayı nasıl doldururuz demeyin. İsteyince öyle faydalı şeylerle doluyor ki.

Bu projeden esinlenerek ben de hiç değilse 48 saat internetsiz yaşamayı denedim. İnsan hayatında büyük bir boşluk olduğunu zannediyor. Çünkü kendisini bu dünyaya çok fazla alıştırmış. Ama birinci gün atlatılınca gerisi geliyor. Tıpkı Ramazan’ın ilk günü oruç tutar gibi. Orada bünyenin ve sindirim sistemimizin alışması gibi, burada da beyin ve arzular alıştırılıyor.

Yıllar önce haftanın bir günü hiçbir elektronik cihaza dokunmadığım olurdu. Manevî ecri daha fazla olsun diye hep Cuma günlerini seçerdim. Laptopsuz, cep telefonsuz, televizyonsuz geçen bir Cuma günü. Hissiyatınız bile değişiyor. 48 saat İnternet’e girmediğim zaman da çok şükür ölmedim. İnsan alışıyor. İnsan nelere alışmıyor ki?

06.10.2016 17:38