TAKİP ET

İman ahlâk üretiyor mu?

“Ahlâkın kaynağı din midir, dinsiz bir insan ahlâklı olamaz mı, her dindar ahlâklı mı demektir?” türünden sorular entelektüel camiada asırlardır tartışılan konular arasındadır. İtiraf edelim ki bu tartışmalar günümüz Türkiye’sinde olduğu kadar hiç bir zaman tabana inmemişti ve hiç bu kadar anlamlı olmamıştı?

Sebebi malum; kendini “dindar muhafazakâr” diye tanımlayan sözde İslamcı parti AKP’nin, 14 yıllık iktidarında İslam’ın itikadi değerleri de dâhil, emir ve yasaklarından, asırlardır İslam ahlâkı formu içinde nesilden nesile intikal eden değerlerin içini boşaltan uygulamaları. Sağır sultanların duyduğu, kör gözlerin gördüğü bu şeylere karşı sanırım “Nedir onlar?” sorusunu sormayacaksınız.

Ahlâkın din ile olan irtibatı inkâr edilemez. İnsanların dünyada kardeşlik atmosferi zemininde birlikte yaşamasını hedefleyen din, evrensel temel hak ve özgürlükler, insani ve ahlâki değerlerle uyum içindedir. Aksi düşünülemez. Eğer aksi söz konusuysa orada beşeri bir yorumdan söz etmek lazım. Aslında son cümle tam da bu yazının kaleme alma amacını ifade ediyor; insan.

İnsan, Kur’an’ın ifadesiyle âlây-ı illiyyine de, esfel-i safiline de namzet özelliklerle yaratılmış bir varlık. Yani kendisine verilmiş maddi-manevi özellikleri değerlendirmesine bağlı olarak insan, melek de olabilir, şeytan da. Hatta melekleri meleklikte, şeytanları da şeytanlıkta geçebilir.

Bir varsayım; insan şeytan olmaya doğru giden yolu tercih ettiğinde imanı işe yaramaz mı? Önemli bir soru bu. Sistem ahlâkının ya da ahlâkı sistemleştirmenin dayanağı burası. Cevap; bazen. İnsanına, insanlığına, imandaki seviyesine ve derinliğine göre değişir. Bazen ola ki imanın yaptırım gücü bahsini ettiğimiz hayvani özellikler karşısında yetmeyebilir. Menfaat ağır basabilir. Dünya, ahireti unutturabilir. O zaman devreye maddi yaptırımlar girmelidir. İnsan sadece ferdi imanı ve ahlâkı ile baş başa bırakılmamalıdır. Her ihtimale karşı denilip o ahlâk anlayışı ve kuralları, maddi-manevi müeyyidelerin de devrede olduğu önleyici, koruyucu, cezalandırıcı kaidelerle tahkim edilmelidir. Konusu suç teşkil eden eylemlerde hukuk, toplumların genel kabullerine, örf ve adetlerine, gelenek ve göreneklerine aykırı eylemlerde de toplum devreye girmelidir.

Hukukun devreye girmesini anlamak kolay. Devletin meşru şiddet uygulama gücünü de arkasına alarak çeşitli yaptırımlar uygulamasını, hukukun devreye girmesi. Ama konusu suç teşkil etmeyen eylemlerde toplumun devreye girmesi, devletin görevini üstlenmesi anlamında değildir. Bu literatürde “ihkak-ı hak” dediğimiz ve sonuçta devlet kurumunu sıfırlayan, toplumda da kaosa ve anarşiye yol açan hadiselere sebebiyet verir. Toplumun devreye girmesi sistem ahlâki ya da ahlâk sitemi dediğimiz şey ile olur.

Somut misaller üzerinden hareket edelim ve sadece “Aldatan bizden değildir.” hadisini ele alalım. Hadisin sebeb-i vürudu malum. Pazarı teftiş esnasında buğdayın yağmurdan ıslanmış kısmını çuvalın altına, kurusunu da üstüne koyan tüccara karşı söylüyor Efendimiz (sas) bu çarpıcı ve ürpertici beyanını. ahlâki düzlemde bir uyarıda bulunuyor; beyanın mantukuna inersek, “Sakın ola ki bir daha yapma!” diyor ve daha da önemlisi hukuki bir işlem yapmıyor, cezai yaptırım uygulamıyor. Kişiyi imanı ve vicdani ile baş başa bırakıyor; ahireti işaret ediyor diye de okuyabilirsiniz bunu.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım; üzerinden yaklaşık 15 asır geçmiş bu çarpıcı ve ürpertici beyan, Müslümanların hayatında nasıl yer almış? Müslümanın ticarette muhatabını aldatması tarihin derinliklerine mi gömülmüş yoksa? Cevabı malum. İşte imanın yaptırım gücünün yetmediği ve dünya menfaatine yenik düştüğü yerlerde sistemleşmiş ahlâk, konusu suça kadar uzandığında ise hukuk önleyici rol oynar. Böylece hem din mahiyeti asliyesine göre korunmuş olur, hem de hayat daha yaşanılır bir zeminde varlığını devam ettirir. Rüşvet, haksız kazanç, zimmetine geçirme, emek sömürüsü yapma, gasp, hile, dolandırıcılık, hırsızlık, yolsuzluk, kaçakçılık, karaborsa vb. aynı çerçevede ele alınmalıdır.

Hâsılı, ferdi ahlâkın toplumsal bir hüviyet kazanması ancak ahlâkın sistemleşmesi ile mümkün olur. Zira şekil A’da görüldüğü gibi iman her zaman ahlâk üretmiyor.

29.05.2016 16:55