TAKİP ET

İmam-Hatipli kardeşim,vazife ağır, sorumluluk büyüktür!

Değerli Ümit Burcu, çok dertliyim. Derdimden daha büyük bir dert de derdimi anlatacak kimse bulamıyorum. Anlatınca da anlayan yok. Az buçuk beni anlayanlar da hemen savunmaya geçiyorlar. Bu sefer ben suçlu duruma düşüyorum. Sözü uzatmak istemiyorum. Güzel ülkemde olup bitenler sadece orada kalmıyor. Ucu buralara kadar geliyor ve bizlere de dokunuyor. Ben şahsım adına derinden yaralanmış durumdayım ve beni duruma düşenlerden Allah huzurunda davacıyım. Hakkımı da helal etmiyorum.

Ben Türkiye’den İmam-Hatip Lisesi mezunuyum. Şimdiye kadar İmam Hatipli olduğumu gizlemedim, şerefle her yerde söyledim. Ve her zaman takdir gördüm, saygı gördüm. Fakat şu günlerde İmam Hatiplerdeki tecavüz olayları ve İmam-Hatipli bazı kişilerin insanlığa aykırı davranışları bütün imam hatiplilere mal ediliyor.

Çalıştığım yerdeki arkadaşlar bu rezaletleri dile getirerek imamlara laf atıyorlar. Dalga geçiyorlar. Bu konuda çok bunaldım. İnşaallah derdimi anlatabilmişimdir. Teşekkür ederim.

İmam-Hatipli

Sevgili İmam- Hatipli,

“Avcılar, zavallı kuşu yaralamışlar, o da can havliyle kaçmaya başlamıştı. Yaralı kuş uçuyor, avcılar aman ver­meden kovalıyordu. Nereye saklandı ise buldu, hangi dala kondu ise gördüler.

Kuşun küçük kalbi pır pır çarpıyor, birazcık nefeslenmek istese üzerine bir namlu doğruluyordu. Avcılar, onu ellerinden kaçırmak istemiyor, bu koşuşturma hırslarını tahrik ediyordu. Merhamet kalkmıştı yüreklerinden… Kuşun zayıflığı, acizliği, çaresizliği, medet ister hali hiç umurlarında değildi. Acımayacak, öldürene kadar saldıracaklardı. Zemin ölüm kusuyor, kurşunlar patlıyor, ba­rut kokusu etrafa yayılıyordu.

Zavallı kuşun uçacak hali kalmamıştı. Son bir kez ha­valandı ve uzaktaki bir topluluğu gördü. Şeyh Efendi, or­taya oturmuş, müridleri etrafında halelenmiş, zikrediyor­lardı. Onların meclisine kadar zorla uçtu. Bir anda, kor­kunun tesiriyle İçinden geleni yaptı ve yaydan boşanmış ok gibi Şeyh Efendinin kaftanının altına saklandı. Gü­venmiş, kendince emin bir yer bulmuştu.

Şeyh Efendi, göğsünün altındaki ani kıpırdanmadan irkildi, ne olduğunu anlayamadı ve elini oraya attı. Za­ten, canı dudağına gelen kuş, bu darbeyle öldü.

Ötede, mahkeme-i kübra kurulduğunda kuş, Şeyh Efendi’den davacı oldu. Şeyh, bilerek ve isteyerek yap­mamış olduğu için mesul tutulmadı. Zaten o da kuşun öldüğünü görünce çok üzülmüştü. Kuşa, son sözünü sordular.

– Bir arzum var, dedi. Ben, o kaftana, o sarığa güven­diğim için altına sığındım. Bundan sonra o güveni boşa çıkaracak hiç kimsenin o kaftanı giymemesini istiyorum. Ki başıma gelenler başkalarının başına gelmesin.

Neslimiz, kendisine insafsızca kasteden avcıların tuzak­larından sığınacak bir yer arıyor. Koca bir insanlık günah batağına düşmüş, çırpınıyor, ağ­lıyor. El uzatılamadığı için eroin komasında ölen her bir genç­ten, iffetini kaybeden her bir çocuktan insanlık mesuldür. Nerede, hangi ülkede, hangi milletten ve renkten olursa olsun… Hapishaneler, hastaneler, sokaklar, mezarlıklar feryad ediyor.

Vazife ağır ve mesuliyet büyüktür. Ve bu ateşten kaçan­ların, güvenip gelenlerin, elini uzatanların itimadını sarsma­ya kimsenin hakkı yoktur. İman urbası çıkarılamayacağına göre, kaftanın hakkını vermeye azamî gayret gösterilmelidir.” (M. Akar, Mesel Ufku)

Değerli kardeşim,

İmam-Hatipte hocalar öğrencilerine şu cümleyi ezberletirler: “Başınızdaki beyaz sarık, asla leke götürmez. Küçük çok küçücük bir leke beyaz sarıkta büyük leke olarak gözükür. Sakın ha bu sarığa leke bulaştırmayın. Kirlenmeyin ve kirletmeyin!”

Sen ve senin gibi kirlenmeyenlerle teselli oluyoruz. İyi ki varsınız. Sadece imam-hatipli değil, tüm sapıklara fırsat tanıyan, koruyan, kollayan ve bizim yandaşımızdır diye sahiplenenleri Allah’a havale ederek, kirlenmemeye bakalım.

BİZE YAZIN:
e-mail: umitburcu@eurozaman.de
Adres: Sprendlinger Land Str. 107, 63069 Offenbach

29.04.2016 17:51